Bişi dicem İnternet - Teknoloji

Haydi hayatımızı sadeleştirelim!

Yazar: Çağrı

Aslında bu yazıya nasıl giriş yapmam gerektiğini kestiremedim. Zaten girizgahlar konusunda iyi olduğum söylenemez. Bir şekilde kör-topal girişi yaptığıma göre başlıkta da yer alan meseleye dair konuşabilirim. Bu yazı çeşitli ana başlıklarda uzun bir yazı olacak. Dolayısıyla kalem kağıt almanızda fayda var. Uzun zamandır internet ve bilgisayar ile içli dışlıyım. 5 senedir falan mobil olarak da içli dışlı olduğumu farkettim. Açıkçası sabahın 08.00’inden gecenin 00.00’ına kadar sürekli bir bilgi akışına maruz kalıyorum. Bundan dolayı asıl yapmam gereken işleri yapamadan günü bitiriyorum. Sonra o işleri savsaklıyorum ve tamamlanmamış, dolayısıyla da tamamlanmayacak işler listesine bir madde daha ekliyorum. O iş hiç bir zaman bitirilemiyor. Ve biliyorum ki bir çok arkadaşım ya da okuyucum da aynı durumda. Peki sence de bu duruma bir el koymanın ve hayatı biraz daha gerçek anlamda yaşamanın zamanı gelmedi mi? Haydi hayatımıza biraz olsun fark katalım!

 Online olduğunuz süreyi sınırlayın! 

sadehayat

Öncelikle sanal dünyanın dışında bir hayat olduğunun ve onu tam anlamıyla yaşamanın ne kadar değerli olduğunun farkına varın. Anne-babanız, kardeşleriniz, eşiniz, sevgiliniz ya da sevdiğiniz arkadaşlarınız ile gerçek hayatta vakit geçirmek bence dünyanın en paha biçilmez nimeti. Düşünsenize, onlar hayatını kaybettiğinde ya da bir şekilde artık uzak olduğunda; yani özetle onlarla artık görüşemeyeceğinizde ve bir şeyler paylaşamayacağınızda ortaya çıkan sendrom ne kadar kötü. Mesela annem ya da babamı bir daha göremeyecek olmak fikri beni aşırı derecede korkutuyor. Ya da eşimle zaman geçiremeyecek olmak, ona en sırlı şeylerimi hiç korkmadan ifade edemeyecek olmak da aynı derecede korkutucu. Keza bir evcil hayvanınız varsa onunla zaman geçiremeyecek olmanız da ürkütücü, onlar çok uzun yaşamıyorlar. Kıymetini bilin.

İşte bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı ben maximum akşam 20.00’a kadar bilgisayar ya da telefon başında olmaya karar verdim. Çok acil bir durum olmadığı sürece bu saatten sonra internete bağlanmayacağım çünkü işler emin olun bensiz ya da sensiz de yürüyebilir. Ölümden başka her şeye çare var şu dünyada.

Bunun yanında Pazar günleri ise günde sadece 2 saat online olmayı planlıyorum. Sabah 1 saat ve akşam da 1 saat olmak üzere toplamda 2 saat. Hatta hafta içleri akşam 20.00’dan da önce sanal dünyadan ayrılmayı bile planlıyorum. Bu biraz zaman alacak ama başaracağım. Sen de başarabilirsin, emin ol. Hatta bununla ilgili olarak planlama yapar ve bu yönde çalışmaya başlarsan sosyal medyadan veya yazı altındaki yorum bölümünden  #sadehayat  etiketi ile bana bildirmeni istiyorum. Hem birbirimize destek olmuş oluruz.

Ben sadeleştirdiğim bu zaman dilimlerinde aşağıdaki aktivitelere yoğunlaşmayı düşünüyorum:

  • Eşimle ve köpeğimiz Patron ile zaman geçirmek
  • Ailemi aramak, sevdiğim arkadaşlarımı aramak
  • Yürüyüş yapmak
  • Kitap okumak (Okumam gereken çok kitap var. İşte listesi: Okuyacağım kitaplar)
  • Film izlemek (İzlemem gereken çok film de var. Listesi burada: İzleyeceğim filmler)
  • Yemek yapmak (Pek becerebildiğim söylenemez ama deniyorum.)

 Erken kalkın! 

erken-kalkmak

Kuşların bile günün ilk ışıkları ile uyandığı bir dünyada biz insanoğlu olarak neden geç uyanıyoruz? Bence doğanın, hayvanların ve bilhassa kuşların bildiği bir şey olmalı. Yoksa onlar boşu boşuna erken kalkmazlar. Üstelik onlara erken kalkmalarını tembihleyen bir okulları, işleri ya da ebeveynleri de yok…

Tamam, belki uzun yıllardır geceleri çalışmaya ve gündüzleri en azından öğlene kadar uyumaya alışmış ve kendinizi bu şekilde daha verimli olduğunuz konusunda deneyimlemiş olabilirsiniz. Hatta bazı araştırmalar geceleri sessizlik olduğundan ve bazı diğer sebeplerden dolayı daha verimli olunduğunu ortaya koymuş olabilir fakat ben yine de günün ilk ışıklarını verimli çalışma için kullanmanın daha iyi olacağına inanıyorum. Eğer siz yine de geceleri çalışmanın taraftarıysanız uyku sürenizi optimum düzeyde tutmak için çalışın. Bir bakın bakalım, kaç saat uyku size yetiyor.

 Kullanmadığınız her şeyi elinizden çıkarın 

biriktirmek

Ah insan denen, biriktirmeye programlı varlık… Hepimiz aslında ihtiyacımız olmadığı halde bir sürü şey alıyor ve bunları çoğu zaman evimizin bir köşesinde yıllanmaya bırakıyoruz. Yalnız atladığımız bir şey var, yıllandıkça değer kazanan şey şarap ve bazı içkilerdir. Tabi istisnai bazı eşyalar da buna dahil. Sonra da o eşyaları bir şekilde ya atıyor ya da bir başkasına kullanım haklarını devrediyoruz. Yani birine veriyoruz. Verdiğimiz insanlar o eşyayı ya da eşyaları kullanmaya devam ediyorsa ne alâ ama çoğunlukla senin gibi o da yıllanan eşyalar listesine ekliyor çünkü o senin arkadaşın, dolayısıyla benzer özellikler taşıyorsunuz.

Bu noktada benim önerim, gerçekten ihtiyacınız olan eşyaları muhafaza etmeniz fakat diğerlerini elinizden çıkarmanız yönünde. Kendimden örnek verecek olursam; çok fazla şey biriktiren biri olduğumu itiraf etmeliyim. Hatta çocukluğumda karton kutu koleksiyonu yapmayı düşünmüştüm. Bildiğiniz karton kutu evet; ayakkabı kutuları, oyuncak kutuları ve aklınıza ne geliyorsa envai çeşit kutu… İşte bu bir rahatsızlık bence. Eminim senin de bu tip hastalıklı biriktirme huyları olan tanıdıkların vardır. Öte yandan çocukken bir çok başkaca biriktirme huylarım oldu. Çocukluğumdan beri biriktirdiğim şeylerden yalnızca tasolar yadigar şimdi bana. Onları da iyi ki biriktirmişim diyorum. Bazı istisnalar olabilir, tasolara bakınca ya da oynayınca çocukluğumu anımsıyorum ve onlar kendi çocuklarıma vereceğim. Hatta tasolarımla ilgili bir yazı da yazmıştım: Tasolarım sizi özlemişim!

 Peki sadeleştirmeye nereden başlamalı? 

  • Bence ilk olarak hayatınızdaki insanlardan başlayın. Ne kadar az insan o kadar iyi demiyorum ama hayatınıza nitelikli ve sizi mutlu edecek insanları sokun. Bu arada elbette size hatalarınızı söylesinler, öyle minnoş minnoş sadece iyi şeyleri söyleyen insanlar da size zarar verir.
  • Kıyafetlerinize bu kadar bağlanmayın. Kıyafet dediğin sadece bir örtüdür. Kışın soğuktan, yazın sıcaktan korunmak için bürünülen parçalara bu kadar anlam yüklememek gerek. Tamam ben de kıyafet seçerken göze de hitap etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu yönde seçim yapıyorum ama her şey imaj değildir. Sağlıklı bir beden olmadıktan sonra en göz alıcı imaj olsa neye yarar? Geçenlerde kapsül gardırop diye bir kavrama denk geldim. Ben uygulamaya başladım diyebilirim. bir kaç kazak, (mevsime göre t-shirt de olabilir) bir kaç pantolon, 3 hırka, 1 mont, 3 ayakkabı, çoraplar, iç çamaşırları, bere gibi kıyafetlerimi sabit bir sayıya indirgedim ve 3 ayda bir bu listeyi değiştirmeye çalışacağım. Ne kadar az kıyafet o kadar az kafa karışıklığı ve seçim yapma zamanı… Hatta bununla ilgili Steve Jobs, Mark Zuckerberg ve Cem Yılmaz’ın da neredeyse her gün aynı kıyafeti giydiğini hatırlamanızda fayda var. Aynı kıyafet dediysem, o renkte t-shirt ve pantolondan atıyorum 10 tane vardır. Kirlendikçe onları temizleyip kalan aynı kıyafetleri giyiyorlar. Bununla ilgili güzel yazıları olan bir blog var mutlaka okuyun: Japon Kedi’nin kapsül gardırop macerası! Bir de Pinquitte‘in bununla ilgili bir yazısı vardı, bulamadım ama onun da bloguna bir göz atmanızı isterim. Geleceğin sağlam grafikçilerinden biri olacağına inanıyorum.
  • Kitaplarınızı ve filmlerinizi de kendinize saklamayın. Bir kitabı okudunuz ya da bir filmi izlediniz ve çok beğendiniz eyvallah. Onu saklamak istiyorsunuz ama gerek yok. Geçen yıl 250 civarında kitabını bağışlamış biri olarak bunu size çok rahat biçimde söylüyorum. Eğer kitabı çok beğendiyseniz ve başucu kitabınız olacaksa, arada dönüp dönüp bakacağınız bilgiler varsa ya da adınıza imzalı ve ithaflıysa sizde kalsın ama diğerleri kalmasa da olur. Kütüphaneniz çok geniş diye size kimse daha iyi bir yaşam sunmayacak. Öyle bir şey yok yani 🙂 İzlediğiniz filmlerin dvdlerini de verin film izlemeyi seven bir başkasına. Yine size ileride de izlemeniz gereken doneler sunuyorsa ya da adınıza imzalı falansa kalsın ama diğerlerini paylaşın. Ya da takas edin.
  • Telefonunuzdan, tabletinizden ve bilgisayarınızdan çok da işinize yaramayan uygulamaları kaldırın. Bunlar hem zaman kaybına neden olacaktır hem de cihazınızı yoracağından stabil çalışmasını engelleyecektir.

 Öncelikler belirleyin; aynı anda tek konuya odaklanın ve “multitasking“e boyun eğmeyin! 

multitasking

Hayatınızda sırasıyla öncelikler belirleyin;

  • O an
  • O saat
  • O gün
  • O hafta
  • O ay
  • O yıl gibi öncelikleri belirleyerek yakın geleceğinize göre hareket edin. Bu hem planlı çalışmanıza olanak sağlayacak hem de bu şekilde tahmin bile edemeyeceğiniz kadar verimli olmanızla sonuçlanacaktır.

O an için tek bir konuya odaklanmanız veriminizi arttıracaktır. Hatta o konuda en iyi siz bile olabilirsiniz iyi özümserseniz. Ne yazık ki çağımızın yetişkinleri, gençleri ve hatta çocuklarının bile en büyük sorunlarından biri de tek bir konuya odaklanamama… Çok fazla bilinmiyor, farkına varılamıyor olsa da bu ciddi bir sorun ve hatta bu sorunun bir tanımlaması bile var: Multitasking! Yani “Aynı anda birden fazla işi yapmak ya da yapmaya çalışmak” Ne kadar az iş o kadar verim! O ana ve o anda yapılması gereken tek işe odaklanın. Bununla ilgili Sezer İltekin’in güzel bir yazısı var: Teknolojinin Başımıza Sardığı Multitasking Takıntısı okuyun ve hatta bence okutun!

 Ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırlayın ve hayallerinizin üstüne gidin! 

olmeden-once-yapilacaklar

Unutmayın, bir kez daha gelmeyeceksiniz bu dünyaya ve bir daha aynı anı yaşayamayacaksınız. Mesela gençliğiniz bir daha geri gelmeyecek. Bir daha asla 45 yaşında da olamayacaksınız. Onun için hayatı ertelemeyin. Bilgisayar ya da telefon başında poponuzu çürütmektense sizi ayakta tutarak popo sağlığınızı koruyacak bir şeyler yapın. Mesela “Ölmeden önce yapılacaklar listesi” hazırlayın ve bu listede gezip görmek istediğiniz yerleri ekleyin. Bu listenin sadece gezip görmek üzerine kurulduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Listeye bir yabancı dil öğrenmek, bir enstrüman çalmak, bir programlama dili öğrenmek, bir yemeği yapabilmeyi öğrenmek gibi sayısız madde eklenebilir. Hatta bununla ilgili benim de bir listem var. Bir incelerseniz belki kendi listenize katacağınız bir şeyler olur:  Ölmeden önce yapılacaklar listesi 

Şimdilik benim burada anlatacaklarım bu kadar. Belki (söz vermemekle birlikte) ilerleyen zamanlarda bu yazıyı güncellerim. Belki üstüne yeni bir şeyler eklerim.

Mümkün olduğunca sade ve anlam bütünlüğü olan bir hayat diliyorum.

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

12 yorum

  • Çok verimli ilham dolu bir yazı olmuş. Geçmişte saat koleksiyonum vardı benimde Çağrı :). Yaklaşık 2 yıldır akıllı saat kullanıyorum ve saat koleksiyonumu gereksiz bulmuştum akıllı saate geçtikten sonra. Neden bunları biriktiyorum diye kendime sorarken yaklaşık 30 saati (sayısı buna yakındır tam hatırlamıyorum. ) yeğenlere, akrabalara derken erittim şimdi yalnızca bir apple watch saatim var. Anlayacağın bu koleksiyondan vazgeçtim. Şuan da sakladığım bir karikatür dergi koleksiyonum var. Uykusuz serisinin 2008-2012 yılları arasındaki dergilerini sakladığım, bi bunları saklamaya değer buluyorum. Herkesin planladığı hayat boyu bir listesi olmalı bu hayatta. Multitasking belasına bende yakalandığım dönemler oldu hala oluyor. Nedeni malum özel sektörün cilveleri. Yoksa kendime ayırdığım süre zarfından böyle bir problemim pek olmuyor. Hatırladığım kadarıyla okuduğum en uzun yazın bu yazı Çağrı. Sürükleyici ve keyifliyli klavyede ve ellerine sağlık. Sevgiler..

    • Çok iyi yapmışsın Ramiz, bu arada ben de bir akıllı saat alsam mı diye düşünüyorum. Gerçekten kayda değer bir şey mi? Uykusuz, Penguen, Ot, Kafa, Bavul gibi dergiler bende de vardı ama hepsini dağıttım. Sana da öneririm. Bir kez okuduktan sonra bir daha hiç bakmamıştım yüzlerine ve muhtemelen bakmayacaktım da 🙂
      Ben hem özel hayatımda hem de iş hayatımda multitasking’e maruz kalıyorum ama aşmak için bir çabam var. Bunu başaracağıma inanıyorum. Bu uzun yazıyı beğendiğine sevindim, umarım daha fazla yazacağım.

  • Zeri, teşekkür ederim. Bu kadar beğenileceğini ve dahası okunacağını tahmin etmiyordum ama beni yanılttı. Belki de ben kendimi yanılttım.

  • Çok güzel bir paylaşım olmuş.

    Basit yaşayacaksın basit
    Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,
    Çay, Simit ve Peynirle.. demiş ya Sevgili Nazım Hikmet.

    Onun bu şiirini okurken ki tadı aldım yazınızda. Kaleminize sağlık ?

  • Keşkeleri sevmem ama keşke yapabilsek dediğim çok şey var yazıda. Hepsinden vazgeçmeyi düşündüm ama kitaplarımdan nasıl vazgeçeyim bilemiyorum. Yine de denemeye değer maddeler var. Hem ne kaybederiz ki desenek ve başarılı olamasak? Başarırsak gün bizimdir.
    Birkaç kez okunması gerekiyor bence. Güzel bir yazı olmuş. Başarılar…