Genel

Gelin size eğitim hayatımı anlatayım.

Yazar: Çağrı

29 yıllık yaşamımın son 23 senesinde sürekli olarak eğitim hayatının içindeydim. 1994’te ilkokula başladım. Bizim zamanımızda ilköğretim 5 sene ilkokul 3 sene de ortaokul olmak üzere toplamda 8 seneydi. Sonradan eğitim sisteminde bir sürü değişiklik yapıldıysa da ben o dönemlerdeyken pek bir değişim olmamıştı. O açıdan şanslıyım diyebilirim.

Adam olacak çocuk: İlkokul ve ortaokul.

Takvimler Eylül 1994’dü gösterirken ben de okullu biri olmuştum. İlk 3 sene bütün notlarım 5’ti. 4. sınıfa geldiğimde karnemde ilk 3’ü gördüm. Fen Bilgisi ve Matematik ne yazık ki 4 gelmişti. Aslında sonradan farkına varacağım şekilde matematiksel derslere kafam fazla basmıyordu. Keşke bunu o zamanlar idrak edebilseymişim… Ortaokulu da bitirirken karnemde hiç 4’ten aşağı not görmedim. O dönem yapılan liselere giriş sınavında da başarı sayılabilecek bir sonuç almış ve Sinop Gerze Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’ne girmeye hak kazanmıştım. Bir gün babamla atlayıp Gerze’ye gittik. Okula uğradık. O dönemki okul müdürünün bana tavsiyelerini dinledim. “Başarılı bir öğrencisin, burada turizm okumaktansa git memleketinde süper liseye gir hem İngilizce öğren, hem ailenin yanında kal hem de başarılı öğrencilerle birlikte kal.” dedi. Babam ve ben müdüre hak verdik. Karasu’ya döndük. Hayatımda bir Sinop görmüştüm, fena mı olmuştu 🙂

Ayın öğrencisi

Süper liseye ise 1 yıl İngilizce hazırlık var diye gitmek istemedim sonradan, keşke gitseymişim… Ben de düz lise olarak bilinen liseye kayıt yaptırdım ama notlarımın kanı kaynamaya başladı. Lise 1’de Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik ve Geometri gibi derslerim 3’tü. Diğerlerinde ise sorun yoktu: 4 ve 5…

Lise 1’de ayın öğrencisi seçilmiş ve Edebiyat Öğretmeni Nesrin Gülhan’dan hediye olarak Sait Faik’in Mahalle Kahvesi adlı eserini kazanmıştım. Yine aynı yılın iki döneminde de teşekkür belgesi almıştım. Ailem ve çevremdekiler bana büyük adam olacağım gözüyle bakıyorlardı. Bense küçük kalmanın derdindeydim.

Facia başlasın: Lise 2 ve Lise 3!

Lise 2’de bizim zamanımızda bir alan seçme zorunluluğu vardı. Sayısal, Sosyal ya da Eşit Ağırlık olarak bilinen bölümlerden birini seçmem gerekiyordu. Bir öğretmenimin tavsiyesi ile sayısal alanı seçtim. Sonra her şey çorap söküğü gibi geldi. Karnemde simitler görmeye başlamama ramak kalmıştı. Yahu arkadaş zaten senin sayısal derslerin iyi değil, kafan basmıyor. Gitsene sosyal bölüme!

Lise 2’de sayısal dersler ağırlık kazanmaya başladı. Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Biyoloji, Fizik Uygulamaları, Kimya Uygulamaları, Biyoloji Uygulamaları derken “Aha” dedim, “Dışkıladık!” Lise 2 bittiğinde karnemde 6 tane zayıf vardı.

Lise 3’e geldiğimde de değişen bir şey olmadı. Sene sonunda karnemde 7 zayıfla başbaşa kalmıştım. Sağolsunlar ailem bu konuda bana hiç kötü bir şey söylemedi. “Sen yaparsın, azıcık çalış” gibi söylemlerle ite kaka 2005 sonunda (yanılmıyorsam) yapılan kurtarma sınavları ile geçerek lise mezunu oldum. Oldum olmasına da üniversite sınavı da yaklaşıyordu ve ben kendime hiç güvenmiyordum. O sene sanırım sınava girmedim, bir dahaki seneye aktardım hakkımı. Lisedeki en büyük ve tek kazancım halen en yakın arkadaşım olan Kerem oldu. Kendisi artık bir Jeofizik Mühendisi. Adam 🙂

Bir sonraki sene 6-7 ay kadar dershaneye giderek hazırlanmaya başladım. Karar vermiştim, sınava sözel bölümden girecektim. Ha belki bilmezsiniz bizim zamanımızda liseden mezun olduğun alan dışında bir alan seçersen üniversite yerleştirmelerinde puanın kırılıyordu. Hem de bayağı bir puan… Bunları göze alarak dershanede de sözel bölüme geçtim. Beni doğal olarak en zayıf öğrencilerin olduğu Sözel 3’e verdiler. 2 ayda Sözel 2’ye geçtim. 6. ayda da Sözel 1’e geçtim derken zaten dershaneyi bırakma kararı aldım. Dershanede yapamıyordum.

Üniversite sınavı ve üniversite(ler)

Sonra ÖSS’ye girdim ve sonuçlar açıklandı. Ben 1. sıraya İnsan Kaynakları Yönetimi yazmıştım. Sonrasında 7. sıraya kadar dış ticaret vardı ve birinci tercihime yerleşeceğimi düşünüyordum çünkü puanım ilk tercihim civarındaydı. Ama ne oldu dersiniz? 8. tercihime yerleştim. Ne olur ne olmaz diye yazdığım bir alan ve yer: Kocaeli Büyük Derbent MYO Turizm ve Seyahat İşletmeciliği…

İlk sene yurtta ve ikinci sene de evde kaldım. Klasik değil mi? Okul bittiğinde epey iyi bir ortalamayla mezun olmuştum. Şimdi net hatırlamıyorum ama sanırım 4 üzerinden 3.21 gibi bir şeydi. Üstelik bu bölümde Maliyet Analizi ve Muhasebe gibi dersler olmasına rağmen ikisinden de 80’in üzerinde not aldım çünkü çalışmam gereken sayısal ders sayısı azdı. Ha bir de sanırım ben muhasebeyi sevdim 🙂 O zamanlardan aklımda kalanlardan birkaç muhasebe kodu:

100 – Kasa
600 – Yurtiçi satışlar
102 – Bankalar
101 – Alınan çekler
120 – Alıcılar
153 – Ticari Mallar

Hemen akabinde memlekete yani Karasu’ya dönerek hem çalışmaya (gazetecilik) hem de açıköğretimden işletme okumaya başladım. Bu sırada bir de tiyatro alanında yetenek sınavlarına girdim Kocaeli Üniversitesi’nin Hereke’deki kampüsünde ama olmadı. Açıköğretimi o kadar sevdim ki 2015’te mezun oldum 🙂 Aynı yıl Nişantaşı Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi’nde yüksek lisans yapmaya başladım. Bu alanda da sayısal ders olmadığından çabucak bitirecek kadar ilerledim. Şu anda proje ödevi aşamasındayım. O da bitince yüksek lisans mezunu olarak gezeceğim ortalıkta. Boynuma yüksek lisans mezunu diye bir tabela asacağım, hava atacağım. Sosyal medyada çarşaf çarşaf fotoğraflarımı yayınlayacağım. Şaka şaka, öyle şeyler yapmam. Ayıp, ne o görgüsüz gibi 🙂

İşte böyle canımın içleri, eğitim 23 senemi çalmış. Çalmış mı artık yoksa biz mi gönüllü işçi olarak çalışmışız orasını tam şaapamıyorum ama güzel anılar biriktirdim. Bu bile yeter. Bu arada başlıkta eğitim demişken tiyatro eğitimi, gitar kursu gibi eğitimlerden bahsetmedim. Onlar belki başka bir yazının konusu olur.

Buraya kadar okuduysanız bayağı boş zamanınız var ya da beni çok seviyorsunuz demektir. Ya da belki dedikoduya ve insanların hayatlarına bakmaya meraklısınız 🙂 Her ne olursa olsun, okuduğunuz için teşekkürler.

Şimdi gidin ve kendinize bir çay alın, ayaklarınızı uzatıp kitap okuyun.

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

14 yorum

  • eminim birçok kişinin benzeri yaşadığı bir yaşam olmuş. 5 parmağın 5 i bir değil malum. yaşadıklarınızı paylaşmanız ve aktarmanız güzel. okudukça “iyi ya yalnız değilmişim” diyorum. 😀

  • Biraz ara vermiştim blog okumaya, üzerine bir de kaza geçirdim hepten koptum. İki gün evvel tekrar başladım, iyiki başlamışım. Çok özlemişim samimi yazılarınızı. 🙂

  • Zaman zaman ömürden çalmış gibi düşündürse de bunca bölümü bitirmek farklı deneyimler, bakış açıları kazandırmıştır belki de. Bir avantaj, kazanç olabilir bu.. 🙂

  • Makale okumak yanında belirli blogger abilerimide okumaya kesinlikle zamanım vardır abi 🙂 Sinop üniversitesinde okuyan biri olarak sinop a gelmiş olman beni mutlu etti neden bilmiyorum 🙂 hayatında başarılar abi.

  • Merhabalar efenim,
    Okul hayatın çok değişik geçmemiş aslında yani bana çok sıradan geldi 🙂 Okumayı da seviyor gibisin yani bu iş senin 23 seneni çalmamış da sen vermişsin hissi uyandırdı.
    Gel birde benim okul hayatıma bak 🙂 ite kalka liseyi bitirip ünv attım kendimi ama okumayı okulu sevmediğimden sanırım onu da 6 ayda bıraktım 🙂 neyse not alayım unutmazsam buna benzer bir yazzı da ben yazarım belki 🙂

  • Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazıyı sonuna kadar okudum ama sandığın gibi çok boş vaktim olduğundan değil, merak ettiğimden 🙂

    Öğretim hayatımız da benzermiş. Ben de liseye kadar çok parlak bir öğrenciydim. Lisede tanıştım 1-2 gibi notlarla. Şöyle de ironik bir durum var: Lise 2 ve 3. sınıfta Fizik derim karnede “1” iken üniversite sınavında fizikten full yapmıştım.

    Bu arada “eğitim” kavramı ile ilgili düşüncemi de belirteyim. Bence kişiye eğitimi sadece ailesi, ve şanslıysa ilk okul öğretmeni verir. Ondan sonrası öğretimdir. Zira bizi eğitmek hiç birinin haddi değildir.

    Selamlar.

    • Serdar Hocam, ben de öncelikle şunu ifade edeyim: Sizi burada görmek gurur verici. Merak etmiş olmanız da ayrı bir gurur meselesi 🙂

      Lise civarında benim parlaklığımı kıstılar ama olsun. Ben hiç full yapamadım, benim edebiyatım 29’a 1’di. En büyük başarım o.

      Bu açıdan hiç düşünmemiştim, eğitmek kavramı şimdi düşündüğümde daha uhrevi olması gerektiğine inandırıyor beni. Bundan sonra eğitim kavramını kullanırken daha dikkatli olacağım. Bu güzel kavram bildirimi ve kişisel hassasiyet için gerçekten müteşekkirim.

      Sevgiler.