Bizatihi çok sevdiğim kalemine ve zekâsına inceden inceye hayranlık duyduğum Nazlı Eray’ın adı son günlerde yakışıksız konularla birlikte anıldı. Eserlerini dahi okumayan gazetecilerin “Buradan ne çıkar?” düşüncesi ile kaleme aldığı haber(! )ler ile canımız sıkıldı.

Konuyu sizlere de izah edeyim. Üzerine değerlendirme ve görüşlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

Nazlı Eray 2002’de ,Sis Kelebekleri eserini kaleme alıyor, AKP kuruluş dönemi kurgunun içerisinde bulunuyor. Ancak kullandığı teknikte neyin düş neyin gerçek olduğunu anlamak mümkün değil. Altını da çizelim kurgu kelimesinin. Devam edelim;

Eserin yayınlanmasından 2 yıl sonra 2004’te bir röportaj veriyor Nazlı Hanım. Aktif siyasette bulunmasıyla birlikte siyasi yaşamda karşılaştığı zorluklardan bahsediyor.  Anadolu’dan gelen bir üyenin, taciz girişiminden bahsediliyor. Konu üzerine elbette partiden, kişi uzaklaştırılıyor. Konu olması gerektiği biçimde aydınlatılıyor. Ancak yapılan haber böyle söylemiyor. Sabah Gazetesi’nin haberine göre

Nazlı Eray CHP’de tacize uğramış, bunu da ağzından kaçırmış; son dönemlerde ortaya çıkan taciz iddialarını desteklemiş.

Bunu Nereden Çıkardınız?

Empati yapalım. Kendini ifade edebilen, hak ve sorumluluklarınızın bilincinde bir bireysiniz ve tacizle karşı karşıya kaldınız. Siz bunu örtbas eder misiniz? Etmezsiniz.

Ee Nazlı Eray da bir şeyi örtbas etmemiş ki! Kaldı ki izahını yapmış. Durum bundan 16 yıl önce açıklığına kavuşmuş. Aklımıza ister istemez şu soru geliyor bu bir Karalama Kampanyası mı?

Ülkemizin bir değeri olan Nazlı Eray üzerinden ana muhalefet partisine yapılan itham ile şunu da sorayım;

Siyasi görüşü var diye veya bir düşünce sistemini benimsedi diye insanları maşa yapmaktan ne zaman vazgeçeriz?

Eklemeden edemeyeceğim,  taciz gibi bir konu elbette üstü kapatılacak bir konu değil, burada hangi kurumda olursa olsun eylemi gerçekleştiren cezasını çekmeli.

Ancak gerçekten taciz ve tecavüz gibi iğrenç olaylara tepki mi bu? Ya da bizde olursa “Bir kereden bir şey olmaz” sizde olursa “Ahlaksızlar” demek için düzenlenmiş bir sistem mi?

Kişilerin ahlaksız davranışlarını kurumun kendisine mal etmeye kalkıyorsak,  daha öncesinde konuşacak çok şeyimiz var hatırlatmak isterim.

Nefsi Müdafaa

İşler daha da ilginç bir hal alıyor. Tolga Yargıcı, Nazlı Hanım’ı arayan gazeteciye dönüş yapıyor.  Gazetecinin de ses kaydını alıyor,  konuşma kayıtlı.

Gazeteci diyor ki,  eseri okumadım ama kendisi taciz iddiasını doğrulamıştı verdiği bir röportajda. Bunu haber yapmak için iletişim kurdum.

Eseri okumadınız ama ana karakter ile taciz iddiasını ağzından kaçırdığı röportajı birleştirdiniz; buradan da bir kapı araladınız. Bunu yapmaktan hicap duymadınız. Bir de aradınız görüşme talep ettiniz,  burada alkışlıyor muyuz şimdi?

Üzerine bir de haber yaptınız muhabirimizin ses kaydını aldı diye. Ne yapacaktı? Ortada olmayan bir durum üzerinden adını kullanmaya çalıştığınız insan size nasıl tepki vermeli?

Konuşmaların ses kaydının alınmasının suç olduğunu söyleyerek gereği yapılacak bedeller ödenecek şeklinde haber yapmadan önce;

Bir sanat eserinin hangi anlayışla kaleme alındığını öğrenmeyen,  eserdeki düşünceyi ve akımın etkisini bilmeyen, özet bilgi ile edebiyat ve sanat dünyasına derya deniz katkı sağlayan Nazlı Eray’ı bir oyuna çekmeye çalışan muhabirinize sen ne yapıyorsun diye sormanız gerekmez miydi?

Nazlı Eray için: Bu Kez Boş Vermeyelim

Ne kadar da can sıkıcı değil mi?  Bu saldırılar aslında çirkinden daha kötü ithamlarla anlatılır. Söyledikçe gönlümüz kırılıyor,  biraz utanılsın istiyoruz,  ülkemiz için olsun bu, gençliğimiz için olsun, çocuklarımız için olsun. Üreten, düşünen beyinleri yıpratmak geleceğimizin altına dinamit koymaktan başka bir şey değil bana göre.

Boş vermek hususuna gelelim;

Nazlı Eray’ın Instagram hesabında, sevenleri iyi niyetle “Boş verin” demişler.  Hayır, bu kez boş vermeyelim. Sesimiz çıksın,  “Dur bakalım orada!” diyelim.

Boş verdikçe tükenmez bir katranı buluyorlar hayatlarımıza,  aman ne yapalım dedikçe bitmez bir savaşta hep yenilen oluyoruz.

Huzur evi dostlarımdan,  Niyazi Amca’nın severek anlattığı küçük hikâyeyi sizlere de anlatayım da halimize güler miyiz ağlar mıyız siz karar verin:

Genç eşeklerin ve yaşlı bir eşeğin bulunduğu ahırda genç eşekler sevinçle konuşuyorlarmış,

Yaşasın semerci öldü semerci öldü,

Yaşlı eşek ses etmemiş kıyısına çekilmiş, sen neden sevinmiyorsun diye sormuş genç eşekler.

Görürsünüz demiş yaşlı eşek, erken sevindiniz diye de eklemiş.

Aradan da çok zaman geçmemiş ki, genç eşekler acı içinde ağlayıp yakarmaya başlamışlar,  yeni semerci gelmiş ve semerci de tecrübesizmiş. Semer vurulan sırtları yara içinde kalmış.

Koşmuşlar yaşlı eşeğe ne olacak diye. Yaşlı eşek gülmüş bu kez,  hiçbir şey olmayacak demiş,  siz eşek oldukça semer vuranınız çok olacak; olacağı o.

Bunu anlatıp gülerdi,  gülerdik.  Alınmaca darılmaca yok. Semerci ölmüş, kalmış; burası değil meselemiz. Mesel sırtlarımızdaki semeri reddetmek.

O yüzden bu kez boş vermeyelim!

Ne Yapacağız?

Kötüyle kötü olmayacağız elbette ama kime haksızlık etmek için ellerinde sopa bellerinde hançer ile koşuyorlarsa, üstüne koşulanın yanında olacağız.  Tanıyacağız kimdir bu insan?

Nazlı Eray Kimdir, kendimce izah edeyim sizlere:

Çağdaş Türk edebiyatına baktığımızda 1980’lerden sonra önemli bir gelişim gösteren fantastik edebiyat türünü görüyoruz. Olağandışı ile garip olaylar arasında bir köprü kuran yazar, Türk edebiyatında fantastik edebiyatın önemli temsilcilerinden biridir. Hikâyeleri; Varlık, Oluşum, Gösteri Dönemeç, Türk Dili gibi dergilerde yayınlanmıştır. 1988’de Haldun Taner öykü ödülünü “Yoldan Geçen Öyküler” adlı eseri ile de kazanmıştır.

Kendisi yazmayı bir serüven olarak görür ve kendini şu şekilde tanımlar.

Bir yazarım ben ama her şeyden önce bir yaşayanım.

Bu yazmak kadar önemli. Yaşayabilmek soluk soluğa. Ter içinde kalmak yaşamaktan. Yüreğin gümbür gümbür atması… Benim için tüm bu kentler bu sokaklar bu gökyüzü ayın doğuşu ve rüzgârın esişi Kalkan çocuklar çalan müzik acılar ve mutluluk benim için diyebilmek…

Hikâyelerini yaşamın bir parçası olarak görüyor. Kapalı kapılar arkasında ve yaşamdan soyutlanarak kurguya dalmış bir yazardan bahsetmiyorum sizlere.

Hayatın kendisinden beslenip sanatın gücü ile bizlere bunu sunan bir yazardan bahsediyorum. Onlarca eser ve onlarca ödül var olan bir yazar Nazlı Eray…

Şimdi,  ne yapalım biliyor musunuz? Bu çirkin iddiaya konu olan ‘Sis Kelebekleri’ eserini alalım okuyalım. Konuşalım üzerine, hocamıza soralım anlamadığımız yeri olursa.

Diyelim ki biz buradayız, sanat da sanatçı da çirkin planlara kurban edilmeyecektir.

Daha yakından tanımak için: Nazlı Eray’ın Hayatı ve Eserleri