Düşün ki işten yorgun argın döndün. Eşinle birlikte akşam yemeği hazırladınız. Afiyetle yediniz ve bir uyku bastırdı. En sevdiğin diziyi izlerken, televizyonun karşısında uykuya yenik düştün. Her ne kadar üstüne bir pike atıp sabaha kadar burada uyumak istesen de eşinin ulvi sesini duymaman imkansızdır:

Kalk, yatağa yat. İki büklüm kaldın orada.

Tamam, uyukladığın o koltuğu bırakmak epey zor. Uykudan uyanıp yatak odasına gittiğinde uykunun açılma ihtimali de var ama seni şefkatli kolları ile saran bir pike ve en sevdiğin yastığın ile dalacağın uykunun kalitesi, televizyon karşısındaki uykunun kalitesine 10 basar. Üstüne üstlük eğer English Home’un çift ya da tek kişilik pike takımı modelleri arasından gözüne en güzel görüneni de seçmişsen değme keyfine.

Bir erkek olarak ben de biliyorum, pike modelleri gibi seçimlerde kararı verenler çok büyük ihtimalle kadınlardır. Yani sen hangisini beğenirsen beğen, son tahlilde eşinin ya da annenin dediği olacak. Yine de bu konuda kendi tercihlerini mutlaka belirt. Hep denedin, hep yenildin. Olsun, yine dene yine yenil. Bu sefer daha iyi yenil. 🙂

Shakespeare ve Pike Takımı Modelleri Arasındaki Bağlantı

İngilizlerin ünlü tiyatro yazarı Shakespeare’i duymadıysanız, kusura bakmayın ama o sizin ayıbınız. Eğer Shakespeare ve pike takımı modelleri arasındaki bağlantıyı bilmiyorsanız o da kimin ayıbı biliyor musunuz? Bence kimsenin. Çünkü bu bağlantıyı ben uydurdum.

Şöyle ki

Pike takımları bende hep bir yaz havası çağrışımı yapar. Böyle uçuş uçuş, cıvıl cıvıl ve serin yaz akşamlarını andıran; yaz rüyalarına gönderme yapan bir aurası vardır pikelerin. Peki, yaz rüyalarına gönderme denilince sizin de aklınıza Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı oyunu gelmiyor mu? Tamam, konu bağlamında birbirlerine çok da yakın görünen kavramlar değil ama hissiyat ve başlık açısından bütünleştirildiğinde ortaya güzel bir bağlamsal his çıkıyor.

Çocukluğunuzdaki o güzel yazları ve yazlık maceralarınızı hatırlayın. Bütün gün denize girmekten artık uykuya yenik düşmüş esmer vücudunuzun üzerine annenizin örttüğü pike, sizi doğada uyuyakalan bir peri gibi hissettirmedi mi?

Çocukluk; yaz akşamlarında çabucak bastıran uykular ve bizi çiçekli kolları ile sarmalayan pikeler, tertemiz çarşaflar, mis gibi kokan yastıklar…

Çocukluk; mis gibi kokan simitlerle yapılan eşsiz kahvaltılar, bütün gün içinden çıkılmayan denizler, şapur şupur yenilen karpuzlar…

Çocukluk; hep umutla ve güzellikle andığımız eşsiz zamanlar…