Yine Süleyman Ağabey’den bir yazı. Dimağınızın unutulmazları arasında girebilecek derecede derin, bilinç yorucu özellikler taşıyan bu yazıyı özellikle şiir yazan, kitap çıkartmak isteyen ve adı şairlikle anılanların okumasında fayda var diye düşünüyorum. Şahsen ben okudum.

 

 Şiir ve şairlik üzerine bir ben demiştim efendim. “Olmaz” demiştim. “Tutmaz o kitap” demiştim de dinlemediler. Bir kere şiir değildi yazılanlar, konuşurmuş gibi yazılmış şeyleri 4 mısrada toplayıp üstüste koymuşlardı. Hem ben şairi tanıyordum, nereden beslendiğini, ne türden hormonlu düşünceler taşıdığını… Fakat dinlemediler. Matbacı aldığı paraya baktı, şair çevresindeki işgüzarların gazına geldi.

Şair diyorum fakat şairlik kim kendi kim. Hadi herşey bir yana kitabın ismi neydi öyle. Hapsedilmiş aşklar.. Tamam isim neyse fakat, neydi efendim kitap kapağı için çektikleri resimler. Parmaklık görüntüsü versin diye fotoğrafçı komşumun sabah akşam yağmur çamur demeden dışarda duran kepenklerinden birini getirip şairin önüne koydular, şair kırk yıldır parmaklıklar arkasında kalmışcasına sımsıkı yapışıp demirlere öyle bir poz verdi ki bir daha parmaklıkları bırakmıyacak, nere gitse onunla gezecek sanardınız. Ben demiştim efendim olmaz diye, bu kitap tutmaz diye.. Şimdi getirmişler bana, “Abi bunları satabilir misin?” diyorlar.. Hayır dememiş olsam…