Sivri Kalem

Tüketim toplumu oluyoruz, farkında mısınız!

Yazar: Çağrı

Başlık size biraz garip gelecek ama anlatayım da dinleyin. Bundan çok değil 70-80 sene evvel hiç bir kuvvet köylerimize girememişken şimdilerde o adına “tüketim” denilen lanet olası olgu her tarafımızı delik deşik ediyor. Dilerseniz kısaca bu geçmişten ve insanoğlunun dönüşümünden bahsedelim:

İlk olarak insanlar daha fazla toprakları ya da mahsülleri olsun istediler. Oysa eskiden herkes yettiği kadarını isterdi yaratıcısından.

Sonra daha fazla kıyafetleri olsun istediler ve hazır giyim sanayi doğdu. Oysa 6 ayda bir yeni pantolon dikilen çocuklar kadar neşelisi yoktu. Üstelik komşu terzi de bu sayede evine ekmek götürüyordu ve kimisine de bedava dikiyordu. Yani ihtiyacı olanı ile yetiniyordu.

Sonra arabaları ve daha fazla arabaları olsun istediler. Böylelikle atmosfere salınan o zehirli gazlara “Buyurunuz efendim, buradan geçiniz, bizi lütfen daha fazla zehirleyiniz” dediler. (İhtiyaçtan ötürü 1 arabası olanlara lafım yok) Oysa eskiden tozlu köy yollarında beraberce yolculuk edilen minibüslerde sohbet etmenin tadı vardı.

Sonra evleri, yazlıkları, kışlıkları ve daha fazla evleri olsun istediler. Onlarca kat yükseklikte binalar yapmaya başladılar. Yazın ve kışın bulundukları çevreden kaçarak yedek evlerine ve sahte komşularına gittiler. Komşuluk kavramı eski benliğini yitirdi. (Ben halen bir ilçede 72 yapımı ahşap bir evde oturuyorum, komşularımız can gibi ve neredeyse son şanslı nesildenim) Oysa eskiden yanyana evlerde komşuculuk oynamazdık biz gerçekten komşu olurduk. Yazlığımız yoktu, varsa da sülalece gidilir, arada komşular da gelir ve mangal yapılırdı. Sohbet edilir ve ortam müsaitse bir de rakı açılırdı yanına. Karpuz, peynir falan da o zaman doğaldı. Ben dedelerimden birini hiç tanımadım. Annemin banası annem bile 6 yaşındayken vefat etmiş. Babamın babasını ise 14 yaşıma kadar tanıma fırsatı buldum. Ondan çok şey öğrendim ama şimdi diyorum keşke daha fazla yanında dursaymışım da daha çok şey öğrenseymişim. Yanında not defterim ile dolaşsaymışım ve her şeyi not alsaymışım… Dedemin bize bıraktığı maddi bir şey yok evimizden başka. İyi ki de bırakmamış, bırakabileceği kadar güzel anıyı bıraktı bana en azından.

Sonra daha iyi elektronik eşyaları olsun istediler; daha büyük televizyon, daha iyi bir cep telefonu, daha iyi bir bilgisayar ve daha daha daha… Oysa önceden kısıtlı yayın saatlerinde mahallece 37 ekran bir siyah-beyaz televizyonun karşısında durur ve ertesi gün izlediğimiz filmi birbirimize anlatır dururduk. Radyoyu saymıyorum bile artık esamesi okunmuyor. Daha iyi cep telefonlarını bırakın o zaman cep telefonu yoktu. İnsanlar evlerinden çağrılırdı ve evde yoksa nerede olduğu da bilinirdi. Sonra sms falan da yoktu, mektup vardı, yalanarak yapıştırılan posta pulları vardı. (Ben de 15-20 mektup gönderip alabilmiş son nesillerden biriyim. Cep telefonum da sadece aramaya ve mesaj göndermeye yarıyor) Bilgisayar ne demek bilinmezdi bile, ben de esiri oldum şimdilerde ya orası ayrı mesele. Kendime de kızmıyor değilim “Bu kadar bağımlılık neden!” diye ama bir çözüme de yanaşamıyorum.

 

Şimdi daha fazla paraları olsun istiyorlar. Hep daha fazla mal varlığı… Nereye kadar mal varlığı?  Bir hayat daha var mı orası tartışılır ama oraya buradaki para götürülemiyor be canlarım. İşin özeti hepimiz tüketim toplumunun kayıtsız şartsız neferi olduk çıktık farkına varamadan. Sistem bize bunu dayatıyor çünkü ve dayatmaya da devam edecek. Oysa eskiden ihtiyaç fazlası tüketmek ayıp üretmek kutsaldı. Tarlalarda imece usulü vardı mesela o zamanlar. Ben bir kimsenin tarlasına yardıma gittiğim zaman o da bana yardıma gelirdi ve işler muhabbet eşliğinde çabucak biterdi. Zamanımızdaki gibi oturmaktan yorulan bir nesil değildi onlar yani. Sabah namazından sonra bir kahvaltı ve ardından meydanda toplanılır köy hep birlikte bir kişinin tarlasına giderdi. İş çabuk biterse duruma göre diğer kişinin tarlasına geçiş yapılırdı. Her şey ortaklaşaydı ve insanlar birlikte üretmekten keyif alırdı. Şimdi birlikte tüketmekten keyif alıyoruz. Düşünsenize şimdiki konuşmaları: “Ay biliyor musun Sinem IPAD almış, Aykut Galaxy almış, Necip Amcalar lcd televizyonlarını yenilemiş…” Böylece sayısız örnek bulunabilir.

İşin özeti buydu arkadaşlar, özet bile bu kadar derin yaraları dışarı vurmama yardımcı oldu diyebilirim. Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Ne zaman tüketmek yerine üretmekten keyif alan insanlar kategorisine girersek o zaman bir şeylerin değişip dönüştüğüne şahit olacağız.

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

4 yorum

  • Çok güzel ve açıklayıcı bir konu Çağrı, tebrik ediyorum seni. Maalesef kesinlikle ülke olarak da “ÜRETİM” değil de tüketim oluyoruz.. Bunun bence birçok zincirli bir şekilde sebebi var ama halkında uyanması gerekiyor.

  • Haklısın, Japonlar bi’saatte oyun yazmışlar. Türkler 10 dk’da hilesini çıkarmışlar. 😀 Şaka bir yana, haklısın. Hatta bir karikatür vardı. Bir Japon ve bir Türk var. Türk: “Başkası yapamadıysa biz nasıl yapalım?” Japon: “Başkası yapamadıysa biz yapmalıyız.” diyordu. Bence bu karikatür her şeyi ve sorunumuzu açıklıyor.