Son birkaç yıldır özellikle sosyal medyada dolaşan Tolstoy’un Bisikleti kavramı ana özet olarak hiçbir şey için hiçbir zaman geç olmadığı manasına geliyor. Gelin bunu biraz daha detaylandıralım ve hikayesine değinelim.

Tolstoy 67 yaşına geldiğinde yani 1895 yılında oğlu olan 7 yaşındaki Vanichka hayatını kaybeder. Bu duruma çok üzülen ve derin bir iç sıkıntısına düşen Tolstoy’a Moskova Bisikletseverler Derneği bir bisiklet armağan eder. Kaybettiği oğlunun yasını tutarken bir yandan da 67 yaşında olmasına aldırış etmeden Tolstoy, bisiklet sürmeyi öğrenir. Tolstoy, bisikleti aldıktan sonra gündelik normal işlerini tamamladıktan sonra her zaman civardaki köylülerin şaşırmış gözlerine de aldırmadan her sabah aksatmadan kendi evinin bahçesinde bisiklete biner ve sürmeyi öğrenir.

Bu noktada Tolstoy’un 67 yaşında olmasının yanısıra çok uzun ve kar beyazı sakalıyla bisiklet sürmeyi öğrenmeye çalışması bize de “Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değildir” cümlesi ile güç vermeli. Hatta o dönemde Tolstoy’u eleştirenlere karşı şu sözle yanıt verdiği söylenir:

Öyle sanıyorum ki neşemi, dertsizliğimi paylaşmak kendi hakkımdır. Adeta bir küçük erkek çocuk gibi kendimden memnun olmamın yanlış bir yanı olamaz.

Düşünsenize, hayallerinizi ve hedeflerinizi; hatta yapmak istediğiniz onca şeyi çeşitli bahanelerin arkasına saklayarak onlardan vazgeçiyoruz fakat Tolstoy 67 yaşında, oğlu yeni vefat etmişken ve eleştirici bakışlara, sözlere aldırmadan bisiklet sürmeyi öğreniyor. Peki neden biz en ufak bir zorlukta hemen vazgeçme eğilimindeyiz?Bir işe başlamadan, hedeflerimize ya da hayallerimize yürümeden bir çok engelle karşılaşıyor ya da kendimizi yapay engeller yaratıyoruz. Hatta hedefimize yürümeye başlasak bile yolda karşımıza çıkan ufak zorluklarda dahi vazgeçme, erteleme ihtiyacı hissediyoruz. Bu noktada Tolstoy bize ilham olmalı bence.

Yazımı Bizim İçin Şampiyon filminden bir cümle ile noktalamak istiyorum.

Şampiyon olmak bir gün kaybedeceğini bile bile koşmaya devam etmektir