Geçtiğimiz yılın Mart ayında büyük bir acı yaşadık. Tarifi kelimeleri kifayetsiz bırakır… Çalışmakta olduğum gazetenin Yazıişleri Müdürü Selçuk Kadı askerden yeni gelmişti. Okuduğu için biraz geç gitmişti askere ve dönüşte de gazetemizde bir süre devam edecek ardından diğer basın kuruluşlarından birinde görev alacaktı. Ama olmadı… Gazeteye bir kaç kez geldi, görüştük, beraber çay içip sohbet ettik. Ve ondan çok şey öğreneceğim inancındaydım…

Askerden döndükten çok kısa bir süre sonra kullandığı araçla kaza yaptı. Bir kaç gün yoğun bakımda kaldı ama ne yazık ki kurtulamadı ölümün pençesinden. Sonra başta babası Hasan Amca olmak üzere ailesi  duyarlı bir hareket yaparak organlarını bağışladılar. Uzun süre onun erken gidişinin şokunu üzerimizden atamadık.

Çok fazla uzatmayacağım, zaten halet-i ruhiyem buna pek müsait değil şu sıralar. Ve Selçuk Ağabey’in ölüm yıldönümüydü geçen hafta… Mezarı başında andık onu Karasulu gazeteciler olarak. Karanfilleri mezarına bıraktık ve bildiğimiz kadarıyla dualar okuduk. Gazetemizin sahibi, duyguluydu… Ve şunları söyledi: “İlk geldiği gün bile gözleri ışıl ışıldı, hep üzerine birşeyler katarak çalışırdı. Ahlaki anlamda da son derece düzeyliydi. Umarım mekanı Cennet olur.”

Evet sevgili ağabey, umarım mekanın Cennet’in en güzel köşelerinden biri olur. Benimle ettiğin sohbetler için de bana kattığın her şey için de Allah razı olsun…