Günler, haftalar ve aylar geçti. Nihayet Ramazan ayına bu gece giriş yapmış oluyoruz. Kısmetse bu gece sahura kalkacağız, kimimiz hiç uyumadan sahuru yapacak ve yatacak, kimimiz de uykunun kollarına kendini bırakıp sahura enerjik uyanacak. Ben küçükken halamlara özenir ve onlarla birlikte sahura kadar oturmak isterdim. Misafirliğe giderdik, onlar otururdu ama ben ne yazık ki erkenden uyuyakalırdım. Çocuk aklımla onların sahura dek süren muhabbetlerini dinlemek ve ardından davulcuyu görmek isterdim. Tabi bir türlü görmek nasip olmazdı çünkü uyku iyice bastırır ve benim gibi bir çok çocuğu esir alırdı. Halamlar beni uyandırır ve davulcunun geçtiğini haber verirdi. Davulcuyu tanıyıp tanımadığımı anlamaya çalışırdım. Genelde bizim mahalleden olduğu için tanırdım. Bahşişi de ben verirdim. O kadar güzeldi ki, o anları şimdi bulabilsem sevinçten ağlardım.

Pide kuyrukları

pide kuyruğuYarım saat kadar önceden fırının önünde kuyruğa girerdik. Oruçlu olduğumuz için mi yoksa gerçekten güzel olduğu için mi bilinmez o pidenin kokusu bize dünyanın en güzel yiyeceği gibi gelirdi. Belki de çocuk olduğumuz ama yine de oruç tuttuğumuz için Allah’ın bize sunduğu bir hediyeydi. Pide kuyruğunda bir çok tanıdıkla rastlaşır, oruç tuttuğumuz için “Aferin” alır, arkadaşlarımıza da “Sen kaç gün tuttun?” gibi sorular sorardık. Sonra muhabbet ilerler ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan sıra bize gelirdi. Pidemizi aldıktan sonra tanıdık tanımadık herkese “Hayırlı iftarlar” diler ve evimizin yolunu tutardık. Evde bir kahraman gibi karşılanırdık. Oruç tutan ve eve pide (ekmek) götüren başarılı biri olduğumuz için o anın kahramanı biz olurduk.

ramazan pidesiSonra sofraya otururduk, ezana 3-5 dakika kala çorbalar hazır hale getirilir ve eğer varsa zeytin ya da hurma, yoksa su orucu açmak için hazır bekletilirdi. Müezzinin “Allah-u Ekber” nidasını duyduğumuz zaman ise orucumuzu açmak için yönelir, bazen büyüklerimiz tarafından ezanın bitmesini takiben yemenin daha doğru olacağı hususunda uyarılırdık. Gün içerisinde açlığın etkisiyle çok yiyeceğimizi iddia etsek de ikinci tabaktan sonra genelde doymuş olurduk ama tatlı varsa da “Hayır” diyemezdik. Orucumuzu açtıktan sonra da bir süre midemizi dinlendirip teravih için cami yoluna koyulurduk. Teravih bize uzun gelse de zamanın nasıl geçtiğini anlamadan camiden çıkardık. Sonra da sahuru beklerken uyuyakalırdık.

Davulcu ağabeyler-amcalar

ramazan davulcusuUzaktan yavaş yavaş duyulmaya başlardık seslerini, uyumamayı başardığımız zamanlarda. İyice yakınlaştıklarında bakardık nasıl insanlar, acaba tanıdık mı diye. Ve genelde tanıdık olurlardı da herkesi isimlerini çağırarak uyandırırlardı sahura. Misâl “Namık Abi haydi Namık Abiiii!” Ve onların çok öncesinde tırışka değil de gerçekten bu işin erbabı olanlar vardı. Onlar mani de söylerdi. Biri de Çakmak Dede”ydi. Nur içinde yatsın. (Allah tüm ölmüşlerimize ve duası eksik olanlara rahmetini bol eylesin) Onlar benim gözümde süper kahramandı küçükken. Evet evet, sanırım benim süper kahramanlarım Ramazan davulcularıydı. Ha unutmadan bir de şunu belirteyim: Benim çok küçükken (6-7 yaşlarında) bir hırkam vardı. El örmesi siyah bir hırkaydı ve üzerinde beyaz olarak kardan adam vardı. Şimdi aklıma geldi de hüzünlendim. O zamanlar sahurda üşümemek için (o yıllarda Ramazan, kış aylarına denk geliyordu) o hırkayı giydirirdi halam. 6-7 yaşlarında sahura kalkmaya 8 yaşından itibaren de tam oruç tutmaya başladım. Zaman zaman aksaklıklar olsa da inşallah bu sene olmayacak. 

Arefe günü

mezarlık ziyaretiArefe günü mutlaka ve mutlaka akrabalar, eş-dost aranır ve ziyaret için müsaitlik durumu kontrol edilirdi. Tabi tüm bunların öncesinde hayatta olmayan yakınlar için mezarlıklara gidilir, dualar okunurdu. Yaşı bana yakın ya da büyük olanlar hatırlar; o gün mezarlıklar o kadar dolu olurdu ki iğne atmaya kolunuzu kaldıramazdınız. Son gün olan Arefe günü zamanın daha yavaş geçmesi istenerek oruç tutulurdu çünkü bilinirdi ki 1 gün sonra Ramazan ayı bitmiş olacak.

Bayram sabahı ve bayramlıklar

Bayrama bir kaç gün kala babannem (Allah uzun ömür versin) bir hikaye anlatırdı. Bayram’la Ramazan yolda karşılaşırmış. Ramazan giderken Bayram geliyor olurmuş. Ramazan üzgün, Bayram ise sevinçli olurmuş. Hoş sonradan bunun bir dayanağı olmadığını anlasam da babannemden bıkmadan usanmadan her sene aynı hikayeyi dinlemek çok hoş oluyordu. Neyse efendim, oruç tutulan son gün buruk bir sevinç hakim olurdu tüm evlere ve tüm sokaklara. Ertesi günün bayram olacağına sevinsek de beraberce yapılan iftarların, kılınan teravihlerin sona erdiğini bilmek insana acı veriyordu. Zaten doğru düzgün aynı sofrada hep birlikte yemek yiyemiyorken Ramazan’ın bitmesiyle yine herkes ayrı ayrı doyuracaktı karnını ve bu da can sıkıyordu. Buruk sevinci kabullenerek bayramdan önceki gece yani “Arefe” gecesi temiz bir banyo yapılır, önceden alınan kıyafetler hazırlanır, eğer yeni kıyafet alınamadıysa mevcut kıyafetlerden iyice olanlar yıkanır paklanır ve ütülenerek hazır edilirdi.

bayramlık kırmızı ayakkabıSabah da ilk iş olarak kalkılır, ayılmak için yüz güzel bir yıkanır, bayramlıklar giyilir ve abdest alınarak camiye gidilirdi büyüklerle. Caminin imamı “İki salla bir bağla, üç salla bir eğil” diyerek çocuklara ve unutanlara bayram namazını hatırlatırdı.

bayram namazı Namazdan hemen sonra küçükler büyüklerin elini öper, tanıdık tanımadık herkesle bayramlaşılır, bölgenin kahvehanesinde bir çay içildikten sonra evin yolu tutulurdu. Evdekilerle de bayramlaşma bitince kahvaltı faslına geçilirdi.

el öpen çocuklar

el öpen çocuklar 2Kahvaltının uzun sürmesi kaçınılmaz olurdu genelde çünkü o zamanlar insanların aklına “Bayram” denildiğinde “Tatil” değil, birlikte akraba ziyaretleri gelirdi. Büyüklerin hayır duasını almak gelirdi. Kahvaltıdan hemen sonra sırasıyla mahalledeki, yakınlardaki eş dost ve akraba ziyaret edilir, ardından uzak mesafede olan akrabalara gidilebiliyorsa gidilirdi. Ha tabi bayramda bol bol şeker toplayan çocuklarda diş ağrıları, harçlık toplayan çocuklarda da abur cubura bağlı karın ağrıları normal sayılırdı.

bayram şekeri bayram harçlığıBazı patlayıcı ve yanıcı maddelere yatırsak da harçlıkları dikkat ederdik arkadaşımıza ya da kendimize zarar vermemeye. Kimi zaman kazalar olurdu ama onları da bir şekilde absorbe ederdik. Akşam üzeri gelen ve uzun zamandır bizi görmeyen misafirler bize bakarak “Ne kadar büyümüşsün sen” diye bildik sözleri ederlerdi.

Saygı diye bir şey vardı…

Şimdi olduğu gibi benim çocukluğumda da oruç tutmayan insanlar vardı ama şimdiki gibi oruçlu olanların gözünün içine sokarak yemek yemezdi kimse, aksine aman biri görmesin diyerek kıyıda köşede yerdi yiyecekse. İlaç bile kullanıyor olsa öyle ulu orta yiyerek ya da içerek saygısızlık etmezdi oruç ibadetini yerine getirenlere. Öte yandan oruç tutanlar bilirdi kimin tutmadığını ama onlar da kötü söz etmezdi. Sadece bazen inceden dokundurma yoluyla takılırlardı.

oruç tut bizi

Hamdolsun kavuşturana!

İşte böyle dostlar, Ramazan ayı geldi. Ben de uzun zamandır yazmadığım için uzun ve anlamlı bir yazı ile döneyim dedim. Çocukluğumdaki Ramazanlardan aklımda kalanları yazmaya ve size aktarmaya çalıştım. Umarım uzun tutup da sizi sıkmamışımdır. Ben çocukluğumu ve o zamanların masum havasını özledim ama kalkıp da size “Nerede o eski Ramazanlar” geyiğini yapacak değilim, korkmayın. Çocukluğumdaki Ramazanlar böyleydi. Sizin de aklınıza gelen bir şeyler mutlaka vardır, eğer varsa bana da söylerseniz sizden geldiğini belirterek bu yazıya ekleyebilirim.

Bu arada yarın için (aslında bugün) Allah kolaylık versin hepimize. Sıcakta oruç tutmak zor ama ne kadar zor olursa ibadet o kadar makbuldür. Kolaylıklar dilerim.