Beğendiklerim Sinema-tiyatro

Mimus Oyuncu Topluluğu’ndan ilk oyun!

Yazar: Çağrı

Karasu’da benim de bir zamanlar içinde bulunduğum ama işlerim dolayısıyla çok fazla aralarına katılamadığım Mimus Oyuncu Topluluğu bu sezonun ilk oyununu hocamız Yusuf Demircioğlu’nun evinde aileleri ve arkadaşlarına sergilediler. Bana sorarsanız tam bir Oda Tiyatrosu havasındaydı. Kısaca oyun hakkında bilgi vereyim size. Oyun Memet Baydur tarafından kaleme alınmış. Mehmet değil, Memet 🙂 Kadıköy’de bir rıhtımda geçen oyunda gizemli bir adam, bir fahişe, bir esrarkeş, bir zengin erkek, bir zengin erkeğin halkla ilişkiler müdürü ve bir de modacı kadın var. Karakterlere geçecek olursak;

Adam: İsminin adam olduğunu, bir şeylerden bıktığını ve Nuri ile Neriman’da kayda değer bir şeyler bulduğunu biliyoruz.

Nuri: Bir evi olmayan, kendi halinde (Gerçi kendisi oyun sırasında “Ben kendi halimde değilim Neriman” diyor ama neyse…) bir serseri ama çok da merhametli ve Neriman ile çok yakın arkadaş. Adam’a da kanı çok ısınıyor.

Neriman: Bir rıhtım fahişesi.  En az Nuri kadar merhametli ama bir yandan da hayatının amacını arıyor gibi bir izlenim bıraktı bende.

Nebati: Ünlü bir işadamı ama aşk hayatında bir türlü dikiş tutturamamış bir havası var. Modacı Nurçin’e aşık. Ve Nezih’siz yapamıyor.

Nurçin: Ünlü bir modacı. Kendi deyimiyle dikiş dikmeyen bir terzi, yani desinatör ve kreatör. Ayrıca şampanyasever.

Nezih: Nebati Bey’in Halkla İlişkiler Müdürü, tam bir filmkolik.

Kim hangi roldeydi? Sahne arkası görevleri kimler yaptı?

Yönetmen: Yusuf Demircioğlu

Adam: Berat Kemâl Kalpak

Nuri: Talha Karcı

Neriman: Ebrar Genç

Nebati: Ömer Faruk Çavuş

Nurçin: Yasemin Şengül

Nezih: Haluk Deniz Aydınoğlu

Ses ve müzik: Enes Elmacı

Devamlılık görevlisi: Emre Can Yuva

Şimdi biraz da oyundan bir kısma bakalım:

Oyunu Adı: Yangın Yerinde Orkideler

Yazan: Memet Baydur

 

 

NURİ –  Bir kere Zonguldak’a gitmiştim, yıllarca önce…  Karanlıktı abicim…  (Sessizlik.)  Kömür madenlerinde çalışıyordum o zamanlar…  Grizu patlar, herkes ölür, geriye kalanlar çalışmaya devam eder, yine grizu patlar, yine herkes ölür… geriye kalanlar çalışmaya devam eder…  Ama bir gün geldi ki.. kravatın icadını açıkladım abicim.  Kravat abicim.. boyunbağı.. hani “kravatsız girlmez” derler ya.. işte oradaki kravat..  (Bir elinde tabanca, öbüründe Dom Perignon)  Madendeydik abicim.. ineli on saat olmuştu…  Hepimiz öksürüyorduk…  Birisi başlıyordu kısa bir öksürük solosu geçmeye.. derken bir diğeri katılıyordu.. derken bir üçüncü, dördüncü derken onlarca, yüzlerce, binlerce insan öksürmeye başlıyordu…  Senfoni gibi!  Feci bir durum abicim.. bildiğin gibi değil.. orada.. o gün aklıma geldi abicim…  Kravat abicim.. boyunbağının icadını icat ettim orada, yerin yedi kat dibinde…  Şöyle dedim kendi kendime:  Uygar insan öksürmez.  Doğrudur ha, kaç yüz kere gözlemiştim, o herifler hiç öksürmüyordu.. karıları da öksürmüyordu, çocukları da…  Çünkü uygardılar…  Neden uygardılar abicim ve biz neden uygar değildik ve ha babam öksürüyorduk?  Ha?  Sorarım size ulan dedim kendime içimden bağırarak!  Biz neden öksürüyorduk durup dururken?!  Dokuzuncu koridorda bir patlama oldu abicim.. ben bunları düşünürken…  Bütün galeri çökmüş.. ertesi gün öğrendim…  44 ölü.. yaralı filan yok.. zaten o meslekte ya ölürsün.. ya da yaşarsın.. ikisini de öksürerek yaparsın ama.. ama.. neden, neden, neden öksürüyorduk acaba?  (Sessizlik.)  Uygar değildik.  Neden uygar değildik?  Kravat takmıyorduk çünkü!  (Sessizlik.)  Anlaman gerekiyor abicim, kravatlar öksürmez.   Bak anlatayım sana!  Yıllarca.. yüzyıllarca önce.. kravatın icadından epey önce.. kömüre ihtiyaç duyan bazı insanlar.. bazı ince insanlar, boğazlarına kömür tozu kaçmasın diye boyunlarına bez parçaları bağlamaya başladılar!  Basit bir eylemdi bu ama koskoca bir tekstil, mensucat sanayi doğdu bu gereksinimden!  (Sessizlik.)  Bez parçaları pahalıydı.. yerin yedi kat dibinde kendi ciğerini tükürmek ucuzdu.. dolayısıyla herkes boynuna dolayamıyordu şu medeniyet yularını!  Kravat takabilenler.. yeryüzüne çıktılar.. takamayanlar.. yeraltında kaldılar…  O gün orada bunu açıkladım herkese…  Kravat, kömür tozları boğazınıza kaçmasın diye icat edilmiş ve son derece uygar bir alettir.  İşime son verdiler abicim.  Ben de buraya döndüm…  Yine…  Kravatın İcadı ve Muhtelif Kullanılışı diye bir kitap yazdım.  Yazmak istedim yani…  Heh heh heh.. kağıt kalem zor bulunuyor buralarda.. kravat gibi namussuzum!  (Sessizlik.)  İşte böyle!  (Sessizlik. Birbirlerine bakarlar bir an.  Sonra Nuri önüne bakar hüzünlü.)  Kravat.. kömür madenlerinde icat edilmiştir.

Arkadaşlar, sahne tasarımından tutun da müzik ve sese, kostümlere kadar bütün her şeyi kendileri hazırlayan. Bu yolda emek veren arkadaşlarımız sanatın gücüyle değiştirip dönüştürmeye çalışıyorlar. Hepsini tebrik ediyorum bir kez daha. Fotoğraf görmek isteyenler BURAYA TIKLAYABİLİRLER.

 

 

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

7 yorum