Merhaba dostlar,

Evet doğru uzun zamandır yazamıyorum. Hayat oldukça karışık, bundan dolayı yazmak için yeterli itici gücü bulamıyorum kendimde. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki… Konu sıkıntısı da çekmiyorum ama işte içimdeki oturan boğa, ayağa kalkmamı engelliyor. Belki bu mim ile şeytanın bacağını kırarım.

Konumuz marka bağımlılığı ve blog yazarlarının hangi markalara gönülde bağlı olduğudur efendim. Bu mim bana Oğuzhan‘da geldi ancak başlangıç noktası Ramiz‘dir. Buradan Ramiz’e de teşekkür ederim.

Marka bağımlılığı ve bağımlısı olduğum markalar

Öncelikle marka bağımlılığını kendi çapımızda tanımlayalım. Bu tür bir bağımlılık kişinin başka hiçbir markaya şans vermeden söz konusu markanın ürünlerini tercih etmesi demek. Bu da benim bir marka bağımlısı olmadığımı ifade eder nitelikte. Yani bir ürün ya da hizmet alacaksam mutlaka diğer markalara da bir göz atıyorum. Hoş yine o sevdiğim markaya yöneliyorum çoğu zaman ama olsun, neticede diğer markaları da göz ardı etmiyorum. Yani aslında ben sadece bazı markalara karşı biraz daha sıcak hissediyorum o kadar. Peki bu markalar hangileri?

Eti Karam Gurme: Bu gofret-çikolata arası muhteşem karışımın lezzetini hiçbir yerde bulamıyorum. Diğer tüm çikolata ve gofretler haltetmiş yanında.

BiDolu: Bu arkadaşı da krema içeriğinde fıstık olduğundan dolayı seviyorum ve piyasada başka da fıstık kremalı bir gofret hatırlamıyorum.

Torku ürünleri: Çünkü Torku tam bir Türk markası! Ayrıca sağlıklı olması ve ürünlerinin de lezzetli olması sebebiyle tercih ediyorum.

Lipton, Doğadan ve Çaykur:Bir çay delisi olarak neredeyse her markayı deniyorum ancak son tahlilde Lipton ve Doğadan’ın poşet çayları (bitki ve meyve çayları) ile Çaykur’un klasik Türk çayından vazgeçemiyorum.

Koton: 2 sene sonra bile giyebildiğim son derece sağlam ve bir o kadar da rahat pantolonları var. Ayrıca hırka, ceket gibi ürünlerini de severek giyiyorum çünkü gerçekten rahatlar.

Defacto ve LCW: Bu iki markada son derece kayda değer ürünler var. Özellikle bazı t-shirtleri harika renk seçeneklerine sahip. Her ne kadar 3 yıkama sonrasında haşat olsa da fazla seçeneğin olması beni bu markalara doğru çekiyor.

Asus: Hayatım boyunca sadece iki tane dizüstü bilgisayarım oldu. Bunların ikisinin de markası Asus. Hatta şu anda da Asus’la yazıyoruz bu yazıyı. Dell de çok iyiymiş ama ben bu markadan memnunum.

Logitech: Küçük çaplı teknolojik aletlerde hiç bir markanın Logitech’i aşamayacağını düşünüyorum. Bütün mouselarım Logitech oldu. Hatta geçenlerde de bir bluetooth klavye kazandım çekilişlerinden. Bluetoothu olan bütün cihazlarla uyumlu çalışıyor ütünüzde bluetooth varsa ütüden bile yaza bilirsiniz 🙂 Bu arada telefonumla mesaj gönderirken çok rahat oluyor.

Apple: Hem telefon hem bilgisayar hem de taşınabilir müzik aygıtı ürünlerinde gerçekten iyi işler yaptıklarını düşünüyorum ama gel gör ki 2009’da bir İpod Classic 80 gb ve 2011’de bir İphone 4 dışında Apple ürünüm olmadı. Hoş eksiklik de hissetmedim ama yine de olsa fena olmaz.

Hürriyet:  Gazete konusunda çok fazla alternatifi denedim. Türkiye, Milliyet, Sabah, Cumhuriyet, Habertürk, Takvim, Radikal, Yeni Yüzyıl gibi bir çok gazeteyi uzun zaman okumuş olmama rağmen en bana yakınının Hürriyet olduğunu düşünüyorum.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar hanımlar, beyler… Ben bu mimi buraya bırakıyorum. Lazımsa alın 🙂