Bir kaç gündür İstanbul’daydım. Bir çok şey yaptım. İlk gün sabah 09.00 otobüsüne yaşamakta olduğum Sakarya’nın Karasu ilçesinden bindik. (Haluk vardı yanımda) 11.45 gibi Harem’de indik. Oradan vapurla Karaköy’e geçtik. Haluk’un önerisi ile biraz yürümeye karar verdik ama vermez olaydım çünkü ne kadar yürüdük bilmiyorum ama ayaklarım şişmişti. Tabi kokmuştu da 🙂 Karaköy’den Galata’ya, oradan İstiklal, Taksim Meydanı, Harbiye, Şişli Cevahir AVM önüne kadar yürüdük. Ne kadar olduğunu varın siz hesaplayın. Bir de sırtımdaki iki kiloluk laptopun uzun yürüyüş ve yokuşlar sonunda ne kadar ağırlaştığını tahmin edebilirsiniz.

Cevahir’den otobüsle Alibeyköy’e geçtik ve bir arkadaşımın kardeşinin sünnet düğününe gecikmeli de olsa katıldık. Bu arada acıktığımdan Tatlıses Çiğ Köfte Salonu’nda çiğ köfte yedik ama ben pek beğenmedim sanki Sait Usta’nın ki daha lezzetliydi. Sünnette tabi biraz oynadık ama ben kazulet bir adam olduğumdan ve dans konusunda sıfır olduğumdan pek beceremedim ama yine de kırmamak için çiftetelli falan oynadım.

Ertesi gün Kadıköy’de kuzenlerim Çağlar ve Senem, kardeşim Damla, kız arkadaşım Fatma Nur ile buluşarak çok keyifli olmasa da iyi zaman geçirdik. Nazım Hikmet Kültür Merkezi‘nde yer alan Piraye‘ye gittik. Bu sırada daha önce Karasu’ya gelip de oyun sahnelemiş olan Aşkın Ağabey’in (Aşkın Şenol) oturduğumuz cafeden yiyecek bir şeyler aldığını görünce muhabbet etmeden duramadım.

Ertesi gün ise kız arkadaşımla Üsküdar’a gittik ve Kız Kulesi’ne karşı çay içip sohbet ettik. Sonrasında Kadıköy’e geçtik. Akşam 6 gibi kuzenim Çağlar geldi ve biz de Bahariye’deki restoranlardan birinde biraz içip lafladık ve ardından sahilde yürüdük. Benim fotoğraf makinem olmadığından fotoğraf paylaşımı yapamıyorum ama eksikliğini hissediyorum.

Gece belediye otobüsü ile dönerken bizim arka sıramızdaki kız yaklaşık 45 dakika telefonda konuştu. Hadi biraz o biraz telefonun karşısındaki konuşsa tamam diyeceğim de sürekli kendisi vaaz verir durumdaydı 🙂 Bu sırada hemen arkamda ve o meşhur kızın yanında oturan bir ağabey bana bir adres sordu. Biz de aynı yerde ineceğimizden ona yardımcı olacağımızı söyledik. Ağabey bize kartını verdi ve kızı işaret ederek “Yolda bu kadar birlikte çile çektik, işiniz düşerse istediğiniz zaman arayabilirsiniz” dedi. Adam yeminli tercüman çıktı iyi mi 🙂 Bu arada İngilizce tercüman. Neyse biz adamı belirttiği yerde bıraktık, çarşıdan yürüyoruz. Yürürken yaklaşık 5 dakika sonra biri daha adres sordu ve o tercümanı bıraktığımız yeri sordu bize. Ben de “Bir tercümanı mı arıyorsunuz” dedim. Gülerek ” Evet, hadi ya, nasıl” modunda sorular sordu. Ben de kendisine otobüste birlikte geldiğimizi ve kendisinin onu beklediğini belirttim.

Dün sabah ise 06.30’da kalktım, kahvaltı, bavul toplama, 5. kattan aşağı indirme, taksi çevirme, servise binme vs derken terminale (Harem) kadar geldik. Buradan gerisi bilindik hikaye işte. Tv izledim, uyudum, klip izledim, gazete okudum. Nihayet Karasu’ya gelmiştim.

Karasu gibisi yok, daha doğrusu insanın kendi evi gibisi yok. Özlemişim 2-3 günde. Bu arada eğer paran varsa ve zamanın da bolsa İstanbul’da yaşanır. Öbür türlü sürünülür.