Evet, bağımlıyım. Aslında bağımlı olma durumu biraz ağır bir tanımlama çünkü günlerce bilgisayarı açmadığım oluyor. Yok yok bağımlıyım çünkü bilgisayarı açmasam bile mobil olarak mutlaka en azından maillerime gün içinde bir kaç kez bakıyorum. Bu beni bağımlı yapar. İşte bu kadar tutku derecesinde bağımlı olanın sadece ben olmadığını ifade eder bir yazı ile buradayım. Ramiz Tayfur, “İnternet sektörü neden bu kadar ilgimizi çekiyor” başlıklı yazısında bana da pas atmış. Bu aralar yazabilen, yazmaya zaman ve diğer şartlar konusunda uygun olan biri olarak yazmamak ayıp olur.

 İnternete bağımlılığım ve nedenleri 

Aslında Ramiz bağımlılık gibi ağır bir tanımlamayı uygun görmemiş yazısında ama neredeyse hepimiz bu bağımlılık içindeyiz. Evet, belki memnuniyetsiz değiliz ancak kendi adıma konuşmam gerekirse bazen kendi asıl işlerimi aksatacak kadar fazla gezindiğimi söyleyebilirim. Ben konuyu biraz da blog ekseninde ele alacağım. Yani blog yazarlığı…

İnternetle ciddi anlamda ilk tanıştığımda çalıştığım gazetenin haber sitesi için araştırma yapıyordum. Sonrasında bu durum blog yazarlığına evrildi. Ve ben birincil anlamda blog yazarı olarak varım artık bu alemde. Sonrasında ekleyebileceğim sıfatlar ise bir heves bazı siteler açıp kapatan adam ya da hayal girişimcisi olabilir.

writers-block

Ben blog yazmayı seviyorum. Yıllar sonra yazdıklarımı okuyunca mutlu olacağımı, nereden nereye gittiğimi ve gelişimimi görürken aynı zamanda hayatı da bir kenara not etmiş olmak mükemmel bir his. Belki yıllar sonra unutacağınız şeyleri, blogunuzun 3 yıl önceki yazısına bakarken hatırlıyorsunuz ve yüzünüze anlamsız bir gülümseme yerleşiyor. Ben hayatımı bir kenara not edebildiğim ve güzel olan her şeyi öğrenmek istediğim için; tüm bunların özetinde de merak duygumu asla yitirmediğim için bu kadar ilgiliyim.

Bu arada blog yazarı olarak bir çok pırlanta niteliğinde insanla tanıştım. Zaman içerisinde gerçek hayattaki arkadaşlarım kadar onlarla da iletişim içinde oldum ve sağlam dostluklarım var. Sanalda tanıyıp gerçek hayatta da görüştüklerim oldu. Tabi ki bir çoğu ile yüz yüze görüşemedik ama ilk görüşmemizde yıllardır görüşüyormuş gibi olacağımızdan şüphe yok. Ha bu arada bir çok blog yazarı arkadaşımı da “Şu nasıl yapılır” diye bunaltmışlığım olmuştur. – Hakkınızı helal edin la, ayıp Ramazan ayındayız 🙂 – Hiç biri de selam verdiğim zaman “Gene ne istiyorsun abi!” diye cevap vermedi. Aferin la size 🙂 Öperim sizi canısılar.

Bu bir mim yazısı olduğu için ben de şahsi oynayıp gole gitmek yerine pasımı atıyorum: Bay Lacivert – Burak Güngör – Sezer İltekinMehmet Cabar