Arkadaşlar merhaba, yine geldim. Uzun zaman olmadı ama bana uzun geldi. 20 gün olmuş be, uzunmuş hakikaten. Bu durumda kendimi temize çıkarmak için uzun uzun yazmalı, bir daha da aksatmamalı diyerekten sıvışma hamlemi yapıyorum. Uzun, keyifli ve umutlu bir süreç oldu bu 3 hafta benim için…

Diye başlayarak devam edecektim ama kuzenimin oğlunun vefatını öğrendim sabahın erken saatlerinde bir 10 gün kadar önce. Apar topar yola çıktım ve cenazeye gittim. Hayatımda ilk defa tabutun taşınması, gömülmesi, cenazenin yıkanması ve taziyelerin kabul edilmesi gibi bir çok candan can alan şeyi bir anda karşımda buldum. Gökdeniz daha 2,5 yaşındaydı. Doktorlar lösemi demişti. Ben evlendiğimde henüz hastalığından eser yoktu ve anne babasının kucağındaydı ama şimdi toprak altında bedeni…

Cenazeden bir gün önceki akşam gittim cenaze evine. Kuzenim, “Yapamadık, yaşatamadık Çağrı” diyerek sarıldı bana. O kadar kötü oldum ki, anladım bir evlat acısının ne menem bir acı olduğunu. Sonra düşündüm de ben aynı durumda olsa, yani evladımı kaybetsem kimse gülümsemesin, kimse yemek yemesin, kimse günlük rutin hayatına devam etmesin isterim. İnsan bu tip durumlarda biraz bencil oluyor. Acı, insanı dengesizleştiriyor. Bir de hayatını kaybeden minicik bir çocuk olunca daha da katlanıyor ve dayanılması güç bir hal alıyor. Yine de şuna eminim ki Allah, kuluna kaldıramayacağı yükle imtihan göndermiyor.

Allah hepimize erdemli, ahlaklı ve merhametli kalmayı nasip etsin.