Bir haftalık yoğun bir süreçten sonra yine buradayım. Bazen hayatımın anlam açısından şaştığını, dengenin iyice kaybolduğunu düşünsem de herşeyin güzel olacağına dair inancım beni bu hezeyandan kurtarıyor. Konuyu dağıtmadan bir an önce başlamak düşüncesindeyim. Dediğim gibi gerçekten yoğun bir hafta geçirdim. En başından kısa kısa anlatırken görsellerle de destekleyerek daha okunabilen bir yazı olmasını sağlamaya çalışacağım. Umarım bunu başarabilirim. Konunun sonuna da bir şiir ekledim ki bu mekanik yaşam döngüsü içinde biraz olsun bir şeyleri düşündürüp bizi keşmekeşten kurtarsın, hoş şiir sevmeyenler de vardır muhakkak ama onlar da beni anlar diye düşünüyorum 🙂

   Biz şimdi geçelim haftanın özetine;

  • Pazar öğleden sonra Levent’in daveti üzerine İzmit’e at binmeye gittim. Bu aktivitenin ileride yer alabileceğim sinema ya da dizi gibi projelerde faydalı olabileceğine inanıyorum. Neyse efendim, gittim İzmit’e ve ofiste bir süre zaman geçirdikten sonra Kocaeli Sipahi Ocağı Atlı Spor Kulübü’ne gittik. Oranın sahibi olan arkadaşlar Ali Varol ve Furkan Özpay’ın yanısıra Ahmet ile Mami’nin de çok faydası oldu. Çiftliğe gittikten sonra önce atların olduğu ahırları gezdik ve kendileri ile tanıştık 🙂 Ardından bir French Bulldog olan Matrix ile samimi olduk.Ve sonrasında da Şahbaz isimli atımız ile samimiyet kurarak ilk at binme deneyimini gerçekleştirmiş olduk. Pazartesi sabahı da yine Şahbaz’la birlikte gezdik ama bu sefer daha yakındık birbirimize. Kocaeli’de olup da atlı sporlarla ilgili eğitim almak isteyenlere de duyurulur öğrencilere indirim var: Haftalık 4 saatten aylık 16 saat eğitim 120 TL.
  •  Telefon: 0 546 583 30 00 (Furkan Özpay) ve 0 537 983 51 68 (Ali Varol) Adres: Kirazoğlu Mah. Ahi Evre Cad. No: 8 Kartepe/Kocaeli – Akmeşe yolu üzeri. Ayrıca yakında web sitelerini de açıyoruz. Oradan da ulaşabilirsiniz.
Matrix-French Bulldog

Matrix-French Bulldog

Şahbaz 2

Şahbaz 2

Şahbaz 3

Şahbaz 3

Şahbaz

Şahbaz

  •  6 gün kadar sırtımın alt sağ kısmında bir ağrı ile cebelleşmek zorunda kaldım. İlk 3 gün geçer diye bekledim ama geçmeyince önce internetten araştırma yaptım ve ardından böbreklerde taş, kum olabilir diyerek doktora gitmeye karar verdim. Telefonla sıra aldım ve doktora gittim ancak bir sürü sorun ortaya çıktı prosedür ile ilgili. Sıramı onaylatmaya gittiğimde sigortamın olmadığı söylendi; Oysa 24 Kasım itibariyle sigortam vardı. Neyse, sıram geldi ve doktora göründüm. Bana yan ağrısı teşhisi koydu. Yine de bir ultrason çektir sen bakalım dedi. Ultrasona gittiğimde ücretli hasta olduğum söylendi ve bir sürü masraf çıktı. Ben de sigorta kurumuna gittim. Oradaki görevli amca gerçekten çok yardımcıydı. Bana usta öğreticisi olduğum Halk Eğitim tarafından 25 günlük prim yatırıldığını belirtti. Ve o kadar başka prosedür çıktı ki ben de vazgeçtim, zaten ağrım geçmişti ve şu sıralar gerçekten normal durumdayım, ağrım falan da yok.
  • Halk Eğitim Merkezi bünyesinde bir oyun çıkarma çalışmamız vardı. Uzun araştırmalar ve yorucu bir süreç sonunda kararımızı verdik. Büşra, Ebrar ve ben Aziz Nesin’in “Hadi Öldürsene Canikom” adlı oyununu sahneye koyacağız. Umarım alnımızın akıyla çıkarız. Gerçi oyunda yer alan müstehcen sayılabilecek sahneler bazı kesimlerin tepkisine neden olacak olsa da biz doğru bildiğimizi yapmaktan şaşmayacağız.
  • 1,5 ay kadar tekrardan eski çalıştığım yer olan Karasu Haber Gazetesi’ne girmiştim. Bu süreden sonra sinema faaliyetlerine yöneleceğimi belirterek işimden ayrıldım ve şu sıralar araştırmalarımı yapıyorum. Yapım şirketlerine cv bırakacağım.
  • Geçtiğimiz günlerde Kitapyurdu.com’dan iki kitap siparişi verdim. “HTML 5 – CSS 3” adlı kitabın yazarı Ertuğrul Haskan. “WordPress Tema Tasarımı ve Programlama” adlı kitabı ise Sinan İşler yazmış. İki kitap da Dikeyeksen’den çıkıyor. Bunları da zaman içerisinde okuyarak bilgime bilgi katacağım. Bu kitaplar hakkında olumlu ya da olumsuz eleştirileri olan varsa buradan ya da mail yoluyla bildirirse sevinirim. Ayrıca diğer eğitim tavsiyelerinize de açık olduğumu belirtmek isterim. Ha bu arada çok şık ayraçlarım da geldi. 19 tane Türk Edebiyatı’nın seçkin yazar ve şairleri ayracı, 8 tane de İstanbul manzaralı ayraçlar var. Bir kaç tane de Kitapyurdu’nun klasik ayraçları.
HTML 5 - CSS 3 Ertuğrul Haskan

HTML 5 – CSS 3 Ertuğrul Haskan

Wordpress Tema Tasarımı ve Programlama - Sinan İşler

WordPress Tema Tasarımı ve Programlama – Sinan İşler

  • Mektup arkadaşlığı konusunda bir şeyler yaparak bu nostaljik geleneği devam ettirmek istediğime karar verdim Mehmet‘in bir yazısı sonrasında. Mehmet bana adresini gönderdiğinde ilk mektubu ben göndereceğim. Ayrıca sevgilime de bir mektup gidecek, çünkü o bana gönderdi 🙂
  • İstanbul’daydım. Ümraniye, Kadıköy gezdim durdum. Özellikle Ümraniye’de Meydan AVM’de D&R ve IKEA gezilerim beni benden aldı başka bir yere koydu. D&R’da bayağı keyif aldım, her yer kitap, dvd, oyuncak dolu. Tam benlik bir yer. Oradaki boxset filmleri inceledim ve parayı bulduğum an alacağım boxsetlere baktım. Bir kaçını belirteyim aşağıda: Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu, Akira Kurosowa… Ve diğerleri… Bazı filmler ve belgeseller de gerçekten çok ucuz. Tavsiye ederim diyeceğim de ben hariç neredeyse herkes gitmiştir.

Anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Uzun bir yazı oldu ama sanırım görsellerle destekleyerek sıkıcılıktan uzaklaşmasını sağlamaya çalıştım. Keyifle, sıhhatle…

[audio:https://www.suskumru.com/wp-content/uploads/2013/02/Omar-Faruk-Tekbilek-Sweet-Trouble.mp3] Altta yer alan şiiri hemen üstte yer alan müziği açarak okursanız daha güzel olur.

Palyaço

Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde,
kaç kilo çekerdi yalnızlık,
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının..

Belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
Her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
Hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize.

Kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi.

Bunu palyaço söyledi,
Palyaço söyledi, ben yazdım
Yazdım, yazmasam ağlayacaktım.

Herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
Sırf bu yüzden mi ağladım
Alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz.

Biraz birazdım her şeyden
Dün biraz sinirlenmiştim mesela
Yarın bir kadını seveceğim biraz
Biraz biraz kör oldum bügünlerde.

Ama rakı kadehlerini boşaltmayın
Eksilmesin hiçbir şey
Hiçbir şeyden dahi olsa
Kalsın biraz.
Umursamıyorum yılgınlığımı filan
Çünkü sessizce yaşanmalı her şey
Bir devrim sessizce olmalı mesela
Ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun.
Bir palyaço neden yalan söylesin ki
Ben palyaço olsaydım söylemezdim
Marangoz olsaydım da söylemezdim
Ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

Hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
Kaç kilo çeker ki bir palyaço
Hem neden yüzüme vuruyorsunuz
Bir çirkin ördek yavrusu olduğumu.

Gocunmam ki ben, ben gocunmam
Bir palyaço ne kadar gocunmazsa
O kadar, o kadar gocunmam işte.
Rakı doldurun! Eksilmesin.
Bitmedi, yazacağım daha
Yazmazsam ağlayacağım çünkü
Alçakça olacak biraz.
Hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
Her sokakta biraz daha eksilirdik
Bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
Bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”Duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
Sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
Sokaklar daha bir puslu
Palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
Ve ben daha bir alçak olurdum
Ağlardım biraz.
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
Hatta kuyruğuma basma diyorum
Acıyor, tırmalarım,
Diyorum.
Kahrol, kahrol!
Diyorum.
Geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
Korktum birden, kusacak gibi oldum
”Olur öyle” dedi palyaço,
”Herkes alçaktır biraz”
”Otur ulan!” dedim, bağırdım ona
Ben bazen bağırırım biraz.

“Rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
Ben bazen eksilirim biraz
Aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
Bunu sonradan öğrendim.

Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
Herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
Bunu da sonradan öğrendim.

Örneğin;

Geçen gün bir kadınla seviştim
Biraz değil, çok seviştim.
Ya işte öyle palyaço
Diyorum ki,
Bunu da yeni öğrendim
Sevişmek de eksilmekmiş biraz.

Kim sevmezdi ki kuşların ötüşlerini filan
“Ben sevmezdim” dedim, “yalan”dedi
Bunu palyaço söyledi
Palyaço söyledi, ben yazdım
Yazmasam, alçak olacaktım
Hem ben roman da yazdım biraz.

Bazen diyorum ki, palyaço,
Sen olmasan ben ne yaparım
Alçakça eksilirim belki biraz
Her yağmur yağışında yerin dibine girerim
Hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
Ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi.

Biraz biraz anlıyorum ki,
Yüzler, eller, o terli vücutlar filan
Her şey plastikmiş biraz.

Haydi sirtaki yapalım palyaço
Rakı doldur, yine eksildik biraz…

Turgut Uyar
(1927 – 1985)