Onu gördüğüm ilk gün geldi aklımın ince çizgisine.. Serin bir yaz akşamıydı.Meğersem kaderime doğru gidiyormuşum ben. Oysaki ne kadar da isteksiz gitmiştim ona doğru. Bazen olur ya hani yeni mekana girerken tedirgin olursun pahalı mıdır burası acaba? Bir su içip kalkıyım en iyisi dersin.. Ama sonradan hesap gelince ertesi gün gene gidersin.Benimkisi de o hesaptan işte. Gittim, tedirgindim. Sanki yalnız olucakmışız gibi bir korku sarmıştı her tarafımı. Oysa herkes oradaydı. Yeni biri,yeni bir insan için hazır değildim. Hem de hiç değildim. Yavaş yavaş masaya oturdum. Herkesle selamlaştım ve o andan sonra kabuğuma çekildim. Sohbet,gülüşler.. Arada beni muhabbete katma çabaları. Bense gülerek ya da başımı sallayarak onaylıyordum bazı soruları.. Herkes sohbete dalmışken,ben de tanıştırılmak üzere konuşulmuş olduğu adamı seyretmekteydim.. Yazdı; malum üstünde beyaz bir üst vardı, altında en çizgilisinden bir şort. Herşeyi geçtim benim en çok dikkatimi çeken boynundaki zincirli kolye olmuştu. Aslında görünüşüyle öyle bir kolyeyi takmaz diye düşünüyordum. Karşımda oturmuş birasını yudumluyodu. Bense masum masum sigaramı çekiyordum içime. Onun elleri benim ellerimden daha büyüktü, acıları benimkinden derin değildi.. Sözleri daha gerçekçiydi. Bakışları sertti. Duruşu daha sağlam ve kendini güveni yüksekti..

 

Hiç gelmezdi sonralarında o adama bakmaya doyamayacağım.. Öpmeye yer arayacağım. Saatlerce konuşmak için yalvaracağım. Görmek için gün sayacağım.Öyle birşey olmuştu ki benim için, hayatımı sadece ona adamıştım. Oysa giderken çok tedirgindim. Korkuyordum. Canım yanıcak zannediyordum.. Meğerse o önceleri gibi değilmiş. Belki de öyle ama bilmiyorum. Öyle bir zehrini bana akıtmıştı ki vücudumu sarmıştı.. İşte o gün anladım ona geç kaldığımı. Duygularımın yıpranmadığı, kalbimin yorulmadığı,gözlerimin kimseye bakmadığı, sözlerimin kimsenin duymadığı bir vakitte koşmak isterdim ona. Saf ve berrak bir şekilde..