Arkadaşlar bir süredir sık sık yazıyorum. Pek alışkın değilsiniz biliyorum ama şimdilik sık yazacağım 🙂 Şimdi hayatımda biriken bir sürü olay var ve ben bunları oldukça geç yazıyorum ne yazık ki… Onlardan bir tanesi daha sizlerle bu yazıda… Biliyorsunuz ki ben başta tiyatro ve sinema olmak üzere sanatın bir çok dalına karşı maymun iştahlı bir herif olarak kabul görüyorum. Bu çerçevede 7 Mart Çarşamba akşamı oturduğum ve çalıştığım ilçe olan Karasu’dan Sakarya’nın merkez ilçesi olan Adapazarı’na gittim. Sebebi ise usta oyuncu Genco Erkal’ın “Nereye Gidiyoruz?” isimli oyunuydu. Dostlar Tiyatrosu oyunları kapsamında sahnelenen ve Genco Erkal’ın tek kişilik gösterisi olan  “Nereye Gidiyoruz”u bir salon dolusu seyirci ile çıt çıkarmadan ama bazen de kahkahadan kırılarak izledik. Dilerseniz kısacık da olsa oyundan biraz bahsedeyim: Oyunu Aziz Nesin’in öykü, şiir, oyun, masal, taşlama ve köşe yazılarından uyarlayan, yöneten, oynayan, sahne tasarımını yapan Genco Erkal… Müzikleri Arif Erkin tarafından yapılırken, kıyafetleri Özlem Kaya, Işık tasarımı  Hakan Özipek, Karagöz tasvirleri Haluk Yüce tarafından hazırlandı. Yönetmen yardımcılıklarını Ece Yassıtepe ve Emine Kınacı yaparken kareografide danışılan isim ise Ece Göktay oldu.

Karasu Atatürkçü Düşünce Derneği ile birlikte gittiğim bu güzel oyunda memleketimizin meselelerine hem vurucu eleştirel hem de mizahi açıdan bakmanın inceliklerini öğrendik hep birlikte. Özellikle son sahnelerde Usta’nın Aziz Nesin’in bir hikayesinden uyarlayarak anlattığı hikaye son derece ilgi çekiciydi. Dilerseniz kısaca anlatayım:

“Zamanın birinde bir memleketin padişahı o kadar iyiymiş ki halk son derece mutluymuş. Adeta demokrasi şöleni varmış her gün memlekette. Öyle ki milletin yediği önünde yemediği arkasındaymış. Gel zaman git zaman memlekette bir kıtlık başlamış. İnsanlar bir kuru ekmeğe muhtaç kalmışlar. Padişah da durumu kurtarmak için çığırtkanlarına emir vermiş. Çığırtkanlar da padişahın şu emrini halka duyurmuşlar: ” Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin!… Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlığı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..” Bunu duyan halk açlık dahil bütün dertlerini unutup saraya koşmuşlar. Çeşitli derecelerden nişanlar almışlar, hatta o dönem o kadar  çok nişan yapılmış ki  memlekette hurda demir, çinko, teneke kalmamış. Padişah’ın nişan dağıttığını duyan bir inek sarayın yoluna koyulmuş. Varmış kapıya ama içeri sokmuyor kapıdaki muhafızlar. Böğürmüş de duyurmuş padişaha sesini. Çıkmış askerlerden biri padişahın huzuruna ve “Efendim, kullarınızdan bir inek sizi görmek ister” demiş. Padişah da “Çağırın gelsin bakalım ne derdi varmış bu ineğin” deyince ineği huzura çıkarmışlar.

” Sultanım, demiş inek. Duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum” Padişah nişanı hakedecek ne yaptığını sorunca inek “Bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız. Teneke bir nişan için, daha ne yapayım?” Padişah ineğin bu isteğini haklı bulup onu ikinci dereceden nişanla ödüllendirmiş. İnek güle oynaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış. Katır da haliyle mutluluğunun sebebini sormuş. İnek durumu anlatınca katır da hızla saraya doğru koşmuş. Tabi kapıdaki askerler yine engellemek istemişler ama o da bir çaresini bulup padişahın huzuruna çıkmış. Padişah ona da sormuş ne istediğini o da aynı şekilde nişan istediğini dile getirmiş. Padişah ona da kızmış tabi, “Ne yaptın ki nişanı hakettin?” katır da cevap vermiş: A hünkarım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta çoluğunuzu çocuğunuzu arkamda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam, işiniz temelli bitiktir!” Padişah katıra da birinci dereceden bir nişan vermiş. Katır, güle oynaya giderken yolda eşeğe rastgelmiş. Eşek de durumu sormuş: “Hayrola yeğenim ne bu sevinç?” Katır durumu açıklayınca eşek de yola koyulmuş. Bin bir türlü zorlukla varmış huzura. Eşek de dilediğini bildirmiş.

Padişah, canı burnuna gelip kükremiş:
– İnek eti ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?

Eşek gülerek cevaplamış: “Aman Padişahım efendim, demiş, size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.”

Padişah eşeği nişanla doyuramayacağını anlayınca şunu demiş: “Ey eşek kulum, haklısın senin sayende ben bu makamdayım. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar beylik ahırından her gün Makarna, Bulgur,Üzüm hoşafı, beyaz eşya ve Kış aylarında da kömür, bağladım..

Ye, yee saltanatım için durmadan anır!.. 

Anlayana sivrisenek saz… Anlamayana davul zurna az…

Neyse efendim, oyunu izledik ve iyi ki gitmişim diyorum. Genco Hoca’mla sahne sonrasında fotoğraf da çekildik, sohbet de ettik. Hatta yorgun olmasaydı biraz daha oturup konuşurduk ama sahne yorgunluğu vardı. Kendisine buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.