Yazmak ve ben

Dedem ve Balık

dedem ve balık hikayesi
dedem ve balık hikayesi
Yazar: Çağrı

Hayatımın hiçbir döneminde balık ya da etle ya da tavukla ciddi bir ilişkim olmadı. Her türlü et ürününe karşı hep uzak mesafede durdum. Aile bireylerim ise benim aksime her zaman her türlü eti sevmişlerdir. Hatta ben uygun zamanı bulduğumda yani kendimi hazır hissettiğimde vejeteryan olmayı planlıyorum. Konunun daha derinlerine indiğimizde sizi balık ve dedem ya da bir başka ifadeyle dedemle balık üzerine anılarım ile tanıştıracağım.

Dedem ve Sardalya; bir de Mehmet Ağabey…

Dedem de tıpkı diğer aile üyelerim gibi bütün et ürünleri ile arası iyi olan bir insandı. Kendisini 2002 yılında kaybettik. Hayatının son birkaç yılını maalesef yatağa bağlı olarak geçirdi. Bu süreçte ben de ailemizin diğer fertleri gibi marketten, pazardan onun istediği şeyleri alırdım. Bir gün benden sardalya istedi. Balıkçılara gittim ve sardalya sormaya başladım ama kimsede yoktu. Rahmeti babamın da arkadaşı olan Mehmet Ağabey’e sordum. Verdiği cevap bir hayli şaşırmama neden oldu. Cevabından milletlerin, sosyal ve ekonomik koşulların beslenme düzeyiyle ilişkisine dair çıkarsamalar yaptım kendi içimde. Bana şöyle demişti: “Ne yapacaksın sardalyayı? Sardalya olmaz ki buralarda. Onu genelde Kürtler yerler fiyatı ucuz olduğu için.” Dedem Kürt değildi. – Hoş olsa da bir şeyi değiştirmez benim için ve bizim için.- Ayrıca dedemin parası da vardı, istese somon bile yerdi ama adamın canı sardalya çekmiş. Bu tip açıklamalara sosyo-ekonomik saptamalara gerek var mı? Ayrıca daha 13 yaşındayım ulan! Milletlerin sosyo-ekonomik durumlarına göre tercih ettiği besinler sıralamasıyla uzaktan yakından ilgilenmiyorum.

Neyse ben başka balıkçıları da dolaşarak yanılmıyorsam 1 kg kadar sardalya buldum. Dedem de onu iştahla yedi. Bu hikayeyi hiç anlatmadım ne dedeme ne de bir başkasına. Bende anı olarak kaldı. Dedim ki anlatayım birilerine de içimden hikayeler dışımda dursun.

Dedem ve Palamut; bir de Şahin Kankam…

Dedemin balıkla çok içli dışlı olduğunu, özellikle yemeyi sevdiğini daha önce söylemiş miydim? Balık tutma işini sever miydi, hiç balığa gidip de ganimetle döndü mü bilmiyorum ama ben sık sık kendisine balık aldım balıkçılardan ve marketlerden. Dedemin özel talebi olmadan bir gün Şahin adlı kankamla balık tutmaya karar verdik. O bir yerlerden güzel bir olta buldu. Ben de av malzemeleri satan bir yerden ucuz bir olta takımı aldım. Yeni Mahalle adı verilen ve Sakarya Nehri’nin Karadeniz’le buluştuğu yere gittik. Salladık oltalarımızı ama saatlerce kıpırtı dışında bir şey olmadı. Geri dönmeye karar verdik. Yaklaşık 6 km olan yolu da deniz kenarından yürümek suretiyle dönelim dedik fakat o da ne! Deniz kenarından dönerken kumlara vurmuş ve halen canlı olan bir palamut gördük. Bu bizim bugünkü kısmetimizdi. Eve döndüğümüzde o balığı olta ile tuttuğumuzu söyledik ama 5 dakika sonra bunun bir şaka olduğunu anlatıp balığı bulduğumuzu itiraf ettik. Ben balık sevmediğimden dedem için hazırlattım balığı. Dedem keyifle yedi, hatta daha olup olmadığını bile sordu. 13-14 yaşındaki bir çocuğun bununla nasıl gurur duyduğunu düşünün.

Dedem ve Ton Balığı; bir de Ördekleme Mevzuu…

Dedemin her türlü balığı ağzında tutup sonra midesine indirmeyi çok sevdiğini sanırım daha önce söylemiştim. Dedemin canı sık sık ton balığı çekerdi. Ben de o zamanlar zincir market furyasının henüz başladığı dönemlerde Bim’e giderek ton balığı alırdım kendisine. Her zaman da artan para benim olurdu. Bazen daha fazlasını bile cebe indirdiğim olmuştur. Bundan dolayı zaman zaman vicdan azabı çeksem de halamlar bunun abartılacak bir yanı olmadığını, dedemin buna hiçbir şey demeyeceğini hep ifade ettiler bana. Yine de keşke yapmasaydım diyorum. Gençlik işte, insan biraz parası oldu mu kendini daha güçlü hissediyor.

Dedem ardında yediği onlarca porsiyon balığı, mavi gözlerini ve benim kendisi ve balık ile ilgili anılarımı bırakarak bir akşam aramızdan ayrıldı. Ben balığı sevmemeye halen devam ediyorum. Dedem yaşasaydı o da sevmeye devam ederdi. Ben de dedemin balığı ne kadar çok sevdiğini başka başka cümlelerle size anlatırdım.

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak