Beğendiklerim Genel Mim

Çocukluğumun sevdiğim oyunları {MİM}

Yazar: Çağrı

Çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarla ilgili olarak bir mim konusu başlatılmış ve sağolsun Oğuzhan da beni bu mime dahil etmiş.  Ben de bu konuda elimden geldiğince keyifli bir yazı yazmaya çalışacağım. Çocukken elbette bir çok oyun oynardık ve bunların yerini hiç bir şey tutmuyor şimdilerde çünkü biz gerçekten kalabalık bir mahallede oturuyorduk ve oyun oynadığımız alanlar oldukça fazlaydı. Kısaca bahsedeyim onlardan:

 

Saklambaç

saklambacElbette neredeyse her çocuğun ilk aklına gelen oyunlardan biri de saklambaçtır. Biz de özellikle akşam üzeri saatlerinde başlardık ve neredeyse gece 00.00’a kadar saklanır, ebeler ya da ebelenir dururduk. Kazan tüp patladı ya da kazan çömlek patladı gibi ebe hariç diğer oyuncuları sevindiren kuralları vardı. Ayrıca ebe tarafından bulunamayan kişi “Kurt” rütbesi kazanırdı ki bu pek de kolay bir iş değildi. Öyle bir saklanırdım ki yerlere bile yatar eve gidince de her gün üstümü kirlettiğim için azar işitirdim ama değmiş diyorum şimdi, iyi ki yapmışım 🙂

Firar

Bu da sınırları önceden oyuncular tarafından belirlenmiş bir alan içerisinde toplu olarak kaçma ve saklanma oyunuydu. Bir grup ebe olup firar edenleri ararken diğer grup da firar etmiş durumda olur ve ebe gruba görünmemeye çalışırdı. Eğer ebe olan grup saklanan gruptan 1 ya da daha fazla kişiyi görürse “Firar” diye bağırırdı ve roller değişilir, ebe olan grup firar etme hakkına sahip olurdu.

Yakalamacılık

yakalamacılıkKlasik olarak grup halinde oynanan bir oyundu. Bir grup yakalayan bir grup da yakalanmadan kalesine girmeye çalışan ya da yakalanan arkadaşlarına dokunmak ya da el vermek suretiyle kurtarmasına dayanırdı. Ben hızlıydım ama çok da kıvrak bir vücudum olmadığından genelde en klas oyuncu olamazdım.

Alman Kale

alman kaleDokuz aylık olarak da bilinen bu oyun çocukluğumda en çok oynadığım oyunların başında gelir, bir sefer bile baba olarak oyunu bitirememiş olsam da çok sever ve defalarca oynardım. Oyunda ilk oyundan çıkan yani 9 gol yiyen oyuncu anne olarak çıkardı oyundan, ondan sonraki kız kardeş, sonraki erkek kardeş, sonraki doktor ve sonraki baba… Tabi oyuncu sayısı fazlaysa kuzen, enişte falan diye akrabalık ilişkileri uydururduk. Şimdi düşünüyorum da ne çirkin bir rütbelendirme biçimimiz varmış. En zayıf oyuncuyu anne olarak rütbelendirmek de neymiş ya!

Minyatür Kale

minyatür kaleÇok küçük kaleler olurdu ve her oyuncu kendi başına mücadele ederdi. Amaç rakip kalelerden herhangi birine gol atmak ve kendi kalemizi gole kapatmaktı ancak kaleler küçük olduğundan ve oyuncu sayısı genelde fazla olduğundan gol atmak da çok zordu.

Ortada Sıçan (Yakan top)

ortada sıçanBu oyunda yine iki grup olurdu. Bir grup diğer grubu ortaya alır ve topla onları vurmaya çalışırdı. Vurulan oyuncu çıkardı. Eğer oyuncu topu havada yakalarsa bir can kazanmış olur ve vurulan arkadaşını oyuna alabilme hakkına sahip olurdu. Ya da o canı kendi için kullanabilirdi. Diğer grup ise topu etkili kullanarak ortada yer alan diğer grup oyuncularını vurmak için canını dişine takardı. Eğer son oyuncu kalmışsa ve 9 hamleye kadar vurulamamışsa grup o müsabakayı kazanmış sayılır ve takım arkadaşlarını oyuna alma hakkına sahip olurdu.

Diğer oyunları da sıralıyorum ve tahmin ediyorum ki bu oyunları da açıklamaya gerek yok çünkü bir çok arkadaşımız bu oyunları biliyor.

  • Renkli Stop (İstop diye okunurdu)
  • Yüksek ebe
  • Kartal
  • Kemik
  • Çizgi (Sek sek diye bilinir)
  • Duman arabasının arkasından koşmak
  • Uzun eşşek

Ben de kimi mimlesem diye düşünürken aklıma İsmail ve Dilek geldi. Ha bir de Aycan var, Nurçin var,  Onur var, Ubeyd var, Enes var, Emrah var 🙂

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

17 yorum