Yıllar önce beni kitaplarla yücelten, sabahlara kadar sohbet ettiğimiz kitapçı ağabeyim Süleyman Kaymaz’ın da izni ile yazmış olduğu bazı yazıları ara ara yayınlayacağım. Kendisi yıllardır kitapçılık yapıyor ama öyle bildiğiniz kitapçılardan değil, eğer siz de eski ve değerli kitapları seviyorsanız, bir kitabı açtığınızda sarı yaprakları sizi cezbediyorsa, kitabın üzerinde toz olmuş diye dokunmayanlardan değil de o tozları görmezden gelenlerdenseniz bu ağabeyimi tanımalısınız. Ayrıca kendisinin Bursa’da Öykü Kitabevi adında çok mütevazi bir kitapçısı da var. Şimdi geçelim Süleyman Bey’in yazısına:

Sabah dükkana gelirken yaşadığım olay; bana, kendisi de kitapçı olan dostlarımızdan sevgili Cengiz abinin yüzünde hayret dolu bir ifadeyle bizlere anlattığı hatırasını anımsattı.. Cengiz abinin yaşadığı olay aklımda kaldığı kadarıyla şöyle:

Bir sabah Cengiz abimiz her sabah yaptığı gibi otobüse binmek için geldiği durakta beklerken gözüne on on iki yaşlarında bir çocuk ilişiyor. Çocuk bir paket lastiğini parmaklarında sapan haline getirmiş büyük ihtimal akşamdan hazırladığı telleri de sapanına takıp gelen geçen kızların kalçalarını nişanlayarak atıyormuş. Çoğu zaman tuturamıyorsa da tutturduğu kalçaların sahipleri de ya hissetmediğinden ya da canları yanmasına rağmen böyle bir şeyi ar meselesi yaptıklarından ses çıkarmıyorlarmış. Bu esnada sevgili Cengiz abimizin gözüne takım elbiseli kırk yaşlarında, yere düşen telleri toplayıp tekrar çocuğa veren vermekle kalmayıp çocuğa dikkatinden kaçabilecek kızları da işaret eden bir adama takılmış. Adamın bu davranışı bir kaç kez tekrarlanınca Cengiz abimiz dayanamayıp adama çıkışmış. “Ne yapıyorsunuz siz” diye. Adam, Cengiz abiye bizlere bu olayı aktarırken de hala yüzünde izlerini taşıyan o müthiş şoku yaratan cevabı vermiş..

Fotoğraf temsilidir.

“Ne yapayım, çocukla çocuk mu olayım!” Ve adam uzaklaşıp gitmiş. Cengiz abi aradan geçen zaman içinde halen adamın sözlerini bir yere oturtamadığından olacak ki.. –O gün bu gün düşünüyorum bir şey çıkaramadım adamın dediğinden..– dedi en son bize de dudak bükerek…