Dostlar, Romalılar, vatandaşlar beni dinleyin. Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil! İnsanların yaptığı kötülükler yaşar ardından iyiliklerse toprağa gömülür kemikleriyle. Bırakın öyle olsun Sezar için de! Şaka şaka 🙂 Bu Shakespeare’in “Julius Caesar” (Okunuşuyla Jul Sezar) adlı oyununda yer alan Antonious tiradıdır. Ben girişi etkileyici yapayım dedim, yoksa konuyla bir ilgisi yok.

Kafa yarma maceram

Konuya alakasız bir girizgahla dalınca nasıl bağlayacağımı şaşırdım ama şöyle söyleyeyim özetle: Kafamı yardım. Bildiğiniz üzere Tiyatro Adam’da teknik anlamda çalışıyorum. 28 Nisan Salı akşamı saat 20.30’da da Kadıköy Moda Sahnesi’nde “Arturo Uİ’nin Önlenebilir Tırmanışı” adlı oyunumuzla yer aldık. Hatta oyuna eşim ve ve arkadaşları da geldi. Neyse, oyun bitti ve biz artık dekorumuzu toplamaya başladık seyirci çıkınca. Dekorun yarısını toplamışken, nakliyecimizin gelip gelmediğine bakmak için dışarı çıkmam gerekiyordu. Ben de koşarak kulisin arkasındaki merdivenlerden çıkarken anlayamadığım biçimde kafama bir yumruk yedim ve kafamı tutarak merdivenlere oturdum. Sonra bana yumruk atana bakmak için kafamı kaldırdığımda oyun bitince dekoru kolay taşımak için açtığımız demir kapının köşesinin (ki sivridir) benimle bir derdi olduğunu gördüm. Meğer koşarken kapıyı unutmuş ve merdivenden koşarak çıkmak suretiyle kafamı demir kapının sivri yerine düşmanıma vurur gibi vurmuşum. Haliyle kafamı tuttum ve yarıldığından emin olarak aynaya bakmak için kulise girdim. Evet, yarılmıştı hem de ciddi anlamda. İşin ilginç yanı ciddi bir ağrı ya da acı yoktu. O an bir 2-3 dakika kadar ne yapacağımı bilemedim, sadece bir peçeteyi kanı durdurmak üzere kafama bastırdım. E yarılan yer kelliğimden dolayı saç olmayan bir yer olunca yarık da bayağı dikkat çekici oluyor. O halde dekoru taşımaya devam ettim ama kanın durduğunu anladım, bu beni rahatlattı ama yine de bir travma şüphesi içimi kemiriyordu. En ufak bir ağrı olsa hemen acile gidecektim. Neyse ki bir ağrı falan olmadı. Dekoru topladıktan ve kamyona yükledikten sonra Moda Sahnesi’nde yer alan ecza dolabından tentürdiyot ve bir takım malzemelerle pansuman yaptık. Sonrasında bir yara bandı ile günü kurtardım. Dün de eşim çok önceden “Şekerpare” isimli müzikal bir oyuna bilet almış, oyuna gittik. Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’ne. Oyundan hemen sonra bir hastanenin acil servisine eşimin zorlamasıyla gittik ve pansuman yaptırdık. Ben hastaneleri hiç sevmiyorum dostlar, nedenine gelecek olursak geçenlerde yaşadığım bayılma maceram diye cevap veririm. Şimdi ise iyiyim. Ağrı, sızı yok.

Şekerpare müzikali {İstanbul Şehir Tiyatroları}

Eşim uzun zaman önce bu oyuna bilet almıştı ve gün gelip çattı. Dün son dakika da yetişsek de oyundaki yerimizi aldık. Merak edenler için Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde’ydi 29 Nisan’daki oyun ve Çarşamba-Cumartesi günleri matine-suare (yani hem gündüz hem akşam) yapılıyor. Saatler de 15.00 ve 20.30. Biz 15.00 olanına gittik. Yavuz Turgul’un yazdığı, Engin Alkan’ın hem yönetip hem oynadığı hem de şarkı sözlerine imza attığı oyunun sahne tasarımında Barış Dinçel’in imzası bulunuyor. Işık ve dekorun harikulade olduğunu söylemek isterim. Oyunda seyirci ile de yer yer tatlı tatlı atışan, dekor tasarımcısı Barış Dinçel’e laf atan, oyunun uzunluğundan dem vuran ve bunu her daim tatlı bir biçimde gerçekleştiren başta Engin Alkan olmak üzere tüm oyuncuları hem rollerinin altından kalkabilmeleri hem de bu atışmaları için tebrik etmek gerek. Ayrıca orkestranın da o müthiş ezgilerinden dolayı kocaman bir takdiri hak ediyor oldukları apaçık ortada. Sadece bazen şarkıların sözleri anlaşılamıyordu, belki sahnenin akustiği, belki teknik sorunlar belki de müziğin bir tık yüksek olması neden oldu buna bilemiyorum ama oyunu sekteye uğratmadı asla. Eğer ille de negatif anlamda eleştirilecek bir yan varsa bu söylenebilir. Ben burada özellikle dekor ve ışığın muazzam derecede hayran bırakan yanını gitmek isteyenlere bir ön bilgi olarak sunayım. Oyunla ilgili diğer ayrıntılı bilgilere alttaki görseller ve fragman vasıtası ile ulaşabilirsiniz. 

https://www.youtube.com/watch?v=lZdSoVfyqBo

şekerpare müzikali tüm bilgilerFethi Paşa Korusu’nda gezinti

Oyundan sonra diğer paragraflardan birinde belirttiğim gibi kafamı pansumana boğduk ve ardından Üsküdar’dan Fethi Paşa Korusu’na doğru yürüdük. Fethi Paşa Korusu, İstanbul’da nefes alınabilecek nadir yeşil alanlardan biri olarak göze çarpıyor. Muazzam bir boğaz manzarası sunmasının yanında doğal sayılabilecek yürüyüş yolları, yapay bir şelale ve mis gibi kokan sümbüllerle memleketi özletecek kıvamda. Ayrıca yürüyüş yolundan ilerlerken tam da bu mevsimlerde açan erguvanları görmeniz gerek diye düşünüyorum. İstanbul’da oturanlar değerlendirmeli mutlaka. Tabi koruda hem yemek yiyebileceğiniz hem de çayınızı yudumlayabileceğiniz bir restoran ve bir kafeterya mevcut. Fiyatlar da öyle ahım şahım yüksek değil. Biz de eşimle birlikte bu havaları değerlendirmek gerek diye düşündük ve koruda dolaştıktan sonra fotoğraflarla anı kalıcı hale getirdik. Tabi bu arada kafamdaki bandajı da görebilirsiniz 🙂

Tüm bunlar olurken de Ot Dergisi okumaya devam ediyorum. O kadar yoğundum ki Nisan bitecek ama ben daha Nisan sayısının yarısındayım. Düşünün yani, neyse ki sezon bitiyor ve ben biraz rahatladım. Son olarak yukarıdaki tiradın (en baştaki) devamını merak eden varsa diye şuraya ekliyorum:

Oyun Adı : Julius Caesar/Antonius
(Antonius, Brutus’un Forum Meydanında halka hitap etmesinden sonra kürsüye çıkmış, Caesar’ı övmeye gelmediğini söyleyerek söze başlamışsa da, O’nun Roma’ya yaptıklarını anlatarak, halkın Caesar’dan yana olmasına çalışmakta ve halkı Brutus’a karşı kışkırtmak için ünlü demagojik konuşmasını yapmaktadır.)
ANTONIUS :
Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, dinleyin;
Ben Caesar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.
İnsanın ettiği kötülük yaşar ardından,
İyilikleriyse toprağa gider kemikleriyle.
Bırakın, öyle olsun Caesar için de.
Soylu Brutus muhteris dedi Caesar için:
Öyle idiyse , ağır bir suç bu,
Ve Caesar bütün ağırlığıyla ödedi suçunu.
Burada Brutus ve diğerlerinin izniyle
(Çünkü Brutus şerefli bir insandır,
Ötekiler de öyle, hep şerefli insanlardır)
Konuşmaya geldim Caesar’ın cenazesinde.
Dostumdu; vefalı ve dürüsttü bana karşı,
Ama Brutus muhteristi diyor:
Brutus şerefli bir insandır.
Caesar nice esirler getirdi Roma’ya
Fidyeleriyle devlet hazinesi doldu:
Bundan ötürü mü muhteris göründü Caesar?
Fakirler ağlayınca gözleri yaşarırdı;
Bir muhteris daha katı yürekli olsa gerek,
Ama Brutus muhteristi diyor;
Brutus’sa şerefli bir insandır.
Geçen bayram hepiniz gördünüz,
Krallık tacını üç kez sundum ona,
Üçünde de almadı. İhtiras denir mi buna?
Ama Brutus muhteristi, diyor;
Brutus’sa şerefli bir insandır, şüphesiz.
Ben Brutus’a konuşmuyorum, hayır;
Bildiğim kadarını söylüyorum yalnız.
Hep sevdiniz onu bir zamanlar,
Boşuna değildi elbet sevginiz;
Sonra ne oldu da yanmıyorsunuz ölümüne?
Ey düşünce, yırtıcı hayvanlar arasına kaçmışsın;
İnsanlar yitirmiş akıllarını… Bağışlayın beni;
Yüreğim şurada şimdi, Caesar’ın tabutunda:
Konuşamam dönünceye kadar bana.
. . .
Daha dün Caesar’ın bir sözü
Dünyadan daha ağır basardı.
Şimdiyse serilmiş yatıyor şurada,
Bir dilenci bile eğilmez olmuş önünde.
Ah kardeşler! Ben yüreklerinizi, kafalarınız
Azdıracak, ayaklandıracak bir insan olsaydım,
Brutus’a da, Cassius’a da kötülük edebilirdim.
Ama, bilirsiniz, şerefli insanlardır onlar.
Onlara kötülük etmek istemem.
Kendime ve sizlere zararlı olmam daha doğru
O şerefli insanlara kötülük etmekten.
Ama bir yaz var, Caesar’ın mührü basılmış;
Çekmecesinde buldum, vasiyetnamesini Caesar’ın
Bunları halka okusam, ki hoş görün,
Hiç okumak niyetinde değilim,
Bir okusam bunları, halk doğru gider,
Yaralarını öperdi ölmüş Caesar’ın;
Mendillerini boyardı, kutsal kanına.
Ne kanı, tek kılını dilenirdi saçlarının,
Anmak için Caesar’ı ve ölürken de
Değerli bir miras diye bırakmak için
Çocuklarına.Yazan :William Shakespeare Çeviri :Sabahattin Eyüpoğlu Kitap :Remzi Kitapevi, (Julius Caeser), 1999 (Sf:82) Alıntı :Sahne Çalışması İçin 100 Monolog/Yabancı oyunlar C:1