Dün akşam Sancaktepe’de film izlemeye karar verdik eşimle. Filmler arasından da ikimizin de sevdiği Türk Sineması’nın güzide örneklerinden biri olacak gibi duran “Benim Dünyam”da karar kıldık. 8 Lira olan bilet fiyatı da oldukça uygun geldi. 20. 45’te koltuklarımıza kurulmuştuk ve film başladı. Filmin bir uyarlama olduğunu ifade etmem gerek. Hint Sineması’nın kült örneklerinden biri olan Black {Siyah} adlı filmden uyarlanan Benim Dünyam’da oyunculuklar göz doldurucu. Ben çok fazla ağlak olmadım ama filmden çıkan neredeyse kadınlı erkekli herkes ağlamaklıydı. Burun çekenlerin sayısı da az değildi. O bildiğimiz eski Türk filmlerndeki tipik melodramlardan değildi ama, bunu da belirtmek lazım.  Sözü uzatmadan kısaca film hakkında bilgi vermek gerekirse;

Kimler oynuyor? Yönetmen kim?

  • Yönetmen: Uğur Yücel
  • Beren Saat {Ela}
  • Uğur Yücel {Mahir Hoca}
  • Ayça Bingöl {Handan – Ela’nın annesi}
  • Turgay Kantürk {Refik – Ela’nın babası}
  • Hazar Ergüçlü {Ayla – Ela’nın kız kardeşi}
  • Melis Mutluç {Ela’nın çocukluğu}
  • Yasemin Conka {Sümbül}
  • Erdal Küçükkömürcü {Bedri Hoca}

Senarist kim? Yapımcı kim?

  • Uğraş Güneş {Senarist}
  • Can Yücel {Senarist}
  • Erol Avcı {Yapımcı – TMC}

Konusundan bahsedelim biraz:

   Ela {Beren Saat} iki yaşına geldiğinde bir rahatsızlık geçirir ve bundan dolayı göremeyen ve duyamayan biri olur. Bu süreçten sonra görme ve duyma yetisinin olmaması nedeniyle kuramadığı iletişimden dolayı uyumsuz bir görüntü çizer. Son derece agresiftir. Mesela yemek yerken çatal-kaşık-bıçak kullanması gerektiğini bilmez. Filmdeki bir sahnede pilavı tabaktan eliyle alıyor ve yiyor. Babası Ela’yı zihinsel engellilerin olduğu bir rehabilitasyon merkezine kapatmaya karar verir. Yani onu zihinsel engelli olarak görmektedir. Annesi son çare olarak Mahir Hoca’yı {Uğur Yücel}  arar. Mahir Hoca’nın ablası da çocukluğunda aynı dertten muzdaripken babası tarafından akıl hastanesine kapatılır ve orada Mahir Hoca’nın tabiriyle 
 
   Bu duruma dayanamayan Mahir Hoca, Ela ile yakından ilgilenir. Ela’nın babasının tüm karşı çıkışlarına rağmen Mahir Hoca vazgeçmez ve Ela’nın, ablası ile aynı akıbete uğramasına gönlü razı olmaz. Ona çeşitli tekniklerle iletişim kurmayı öğretir. Mahir Hoca, Ela’nın Edebiyat Fakültesi’nden mezun olmasına varana kadar sürekli onun yanındadır. Ela da Mahir Hoca’ya karşı bir aşk beslemektedir içinde. Bir gün Ela, işaret dili ile Mahir Hoca’dan kendisini öpmesini ister. Mahir Hoca tereddüt etse de bir an boş bulunup Ela’yı öper. Ve o anda öğretmen olarak ideallerinden saptığına kanaat getirip Ela’yı terkeder. Bu arada hızla yaşlanmaktadır. Ve gün gelir, Ela bir türlü geçemediği sınıfları geçer, fakülteden mezun olur. Mahir Hoca ne yazık ki Alzheimer olduğundan hastanededir artık. Ela’nın mezuniyetini göremez. Ela diploma töreninden hemen sonra hastaneye koşar ve Mahir Hoca’sının yanına gider. Mahir Hoca, konuşmak dahil olmak üzere her şeyi unutmuştur. Ela, tıpkı Mahir Hoca’nın kendisine “Su”yu öğrettiği gibi Mahir Hoca’ya “Su” yu öğretir. Bu arada Mahir Hoca, Ela’yı sadece bir şey öğretmemiştir: İmkansız! “Ben Ela’ya imkansızı öğretmedim!”

Film hikayesi hakkında daha fazla ayrıntı vermek filme haksızlık olur zannımca ama mutlaka gidin, görün arkadaşlar.

Film hakkında bir kaç küçük nokta belirtmek isterim:

  • Beren Saat’in küçüklüğünü oynayan minik bu rolün üstesinden gelmiş. O kadar iyi bir oyunculuk sergilemiş ki benim diyen oyuncular karşısında şapka çıkartır. Hem kör hem sağır birini oynamak, üstelik bu yaştayken bu kadar iyi oynamak harikulade biçimde kendisine hayran olmanızı sağlıyor.
  • Beren Saat’in bu kadar güzel bir oyunculuk sergileyeceğini sanmıyordum. İyi bir oyuncu olduğunu biliyordum ama bu kadar iyi olmasını beklemiyordum. Sağır ve dilsiz biri ancak bu kadar tatlılıkla yansıtılabilir.
  • Ve Uğur Yücel: Aslında belki de ben kaybedenlere bir ilgi duyduğumdan, hep kaybedenlere safında namaza durduğumdan “yapamamış” insanları seviyorum. Onlara karşı sıcaklık hissediyorum. Uğur Yücel canlandırdığı Mahir Hoca karakterinde belki de hayatının en güzel rolünü sundu bize. Belki de bu kadar güzeli, bu kadar derini bir daha gelmeyecek. O kadar çok anlatılacak şey vardı ki filmde Mahir Hoca hakkında, unuturum bazısını diye hiç birini yazmamak istiyorum. Yalnız bir tanesine değinmeden geçemeyeceğim. Yaşamının son demlerinde artık günlerini bir bir tüketirken ağzının hareketini hiç unutmayacağım. Ağzında minicik bir sakız varmış gibi çiğneme hareketi yapıyordu ve bu role eminim kendisinin kattığı bir şeydi. Bir de hastabakıcıların kendisini zaptetme sahnesi dokunaklılık sınırlarını zorluyordu. Bir devin çöküşü olarak da adlandırılabilecek bu sahnede kendi hayatımızın da bir gün sona ereceğini akla getirmemek zor. Tam da o sahneden sonra Uğur Yücel’e çay ısmarlayıp yeni dönem Türk Sineması üzerine sohbet etmek istedim. Senaryolarımı okutmak istedim.

Eleştiri var mıdır?

  • Uyarlama film olduğundan daha önce bahsetmiştim. Uyarlamalara karşı değilim ancak bu kadar da aynısını yapıştıralım mantığı biraz bana ters. Tamam oyunculuklar çok iyiydi ancak Black’te de aynı sahnelerin, bazı sahnelerde ise aynı kıyafetlerin olması biraz antipatik geldi bana.
  • Müzikler konusunda biraz daha soft bir hava yakalanabilirdi ama böylesi de iyi, yani kulakta tat bırakıyor.
  • Herkes ağlayacak algısını kim ortaya attıysa ortadan kaldırılmalı. Daha derin ve başarı hikayesi temalı bir film olarak gördüm ben.