İnternet dünyasında önceleri blogcular tarafından sıklıkla uygulanan ve ayrı bir hava katan mimleme olayı geride kalmıştı. Halâ da geride kaldığı inancına kapılmıyor değilim ama sevgili dostum Sezer bu inancımızı yıkmaya yönelik bir yazı yazmış.
   Dilerseniz kısaca “mim” kelimesinin ne anlama geldiğine bir bakalım: İlk olarak bir blog yazarı herhangi bir konu hakkında yazmak istediklerini  en güzel biçimde kaleme alır ve bu konu hakkında diğer blogcuların da bir şeyler karalamaları, o konuda kendilerini ifade etmeleri için yazı sonunda onların bloglarına bağlantı verir ve bu olaya mimleme denir. Sonrasında da mimlenen blog yazarları bu döngüyü devam ettirirler. Netice itibari ile ortaya hem ilginç hem de okunması son derece keyifli bir sürü yazı çıkar ancak ne yazık ki daha önceki paragrafta da belirttiğim gibi bu alışkanlık son bulmak üzere. Sezer bu durum karşısında son derece üzgün olacak ki mim olayını yeniden gündemimize almamızı sağladı. İyi de yaptı hani. “Bir blog yazarının internet üzerine garip prensipleri” adlı konusunda okunması çok keyifli bir yazı yazmış ve benimle birlikte bir kaç blogcu arkadaşımızı da mimlemiş. Efendim “Bize de mime cevap vermek düşer” diye düşündük ama hem geleneksel iç sıkılganlığı maratonumuzu tamamlayamadığımızdan hem de vakit eksikliğinden ancak şimdiye kısmet edebildik. Fazlasıyla geç kaldığımıza göre bir an önce başlayalım yazımıza:

  • Kimin bilgisayarı olursa olsun mutlaka Google Chrome varsa onu kullanırım.
  • Google Chrome yoksa yüklemek için elimden geleni yaparım, kabul edilmiyorsa Opera, yoksa Firefox o da yoksa en son ihtimal olarak İE’yi tercih ederim.
  • İE hem görsellik hem de işlevsellik olarak bana güvenilirlikten uzak gelir.
  • Neredeyse bütün üyelik gerektiren sitelerde kullanıcı adım aynıdır.
  • Haftada bir bilgisayarımın masaüstünü toparlar; klasörleri düzenler sonra da düzenlediğim klasörleri bulamam ama yine de bu huyumdan vazgeçmem.
  • Bir yazıyı beğendiysem mutlaka altına teşekkür mahiyetinde bir yorum yazarım.
  • Ben de Sezer gibi bir daha girmeyeceğim bir sürü siteyi sık kullanılanlara eklemiş ve eklemeye devam eden biriyim.
  • Mutlaka ama mutlaka mouse kullanırım; hatta mümkün mertebe Logitech firmasının haricinde bir başka mouse markasını asla tercih etmem. Logitech yoksa başka bir yere bakarım.
  • Bazı sevdiğim bloglara aylarca içerik girilmese bile her gün açıp bakmışlığım vardır. Bu bağlılık ve sadakât ile de övünürüm.
  • Çok sık yazanlara ya da yazmak için gerekli şevki bulabilenlere hafiften kıskançlıkla bakarım ama dostlarım olduklarını görüp “Helal olsun lan” diyerek kendimi utandırırım.
  • İnternete ilk girdiğimde mutlaka şu sırayı takip ederim: Mail hesaplarım, Google Analytics, Suskumru, Wmaracı, R10, Milliyet ve bir çok blog.
  • Her yerinden reklam fışkıran sitelerle iyi anlaşabildiğim söylenemez ama bazen yazının ilginçliği dolayısıyla buna katlanabilirim. Kaprisli de değilim yani 🙂
  • Yazım ve noktalama kurallarına elinden geldiği kadar dikkat etmeyen arkadaşlara yardımcı olmak için uzun uzun düşünür ama çokbilmiş gibi görünmemek için susarım. Nazımın geçeceğine inandığım biriyse de asla umuma açık biçimde belirtmem, özel mesaj gönderir nazikçe ifade ederim.
  • Birileri yazımın altına yorum bıraktığında acayip mutlu olur, zihinsel mastürbasyon yaşarım.
  • Şubat ve Beyaz Show dışında hiç bir şeyi yayınlandığı saatte başına oturup izlemem; kendi oynadığım dizi olan Bir Zamanlar Osmanlı’yı bile internetten izlerim. Arkadaşlarım “Seni izledik” dediklerinde henüz izlememiş olmanın eksikliğini hissetmem, aksine “Ben daha izlemedim, nasıldı?” diye de sorarım.
  • Ha bu arada mimleme olayını sevdim, bir dahaki yazıda bir mim geliyor bana da beklerim 🙂
  • Web konusunda iyi bir kullanıcı olsam da format atmayı bilmem ve bundan gerçekten utanç duyarım, bazen de “Koy kaba etine rahvan gitsin” derim çünkü bu işi ziyadesiyle bilen arkadaşlarım vardır 🙂
  • Ne kadar bazıları için oldukça işlevsel olarak görülse ve lanse edilse de bilgisayar dışındaki bir cihazdan internete girmek konusunda özürlü olduğuma inanırım. İlle de girmem gerekiyorsa sadece işimi yapar ve çıkarım.
  • Onlarca sekmeyi aynı anda açar ve tek tek açılmalarını bekler, bloga yazı girmek için girdiğim internette diğer sekmelerle saatlerce haşır neşir olurum.
  • Video izlemem gerekiyorsa ben de direkt olarak Youtube üzerinden arama yaparım. Dailymotion ve İzlesene gibi servislere antipatim, Vimeo’ya ise sempatim vardır. Ayrıca Google Videos servisini de çok sevmiştim ama kendileri artık emekli oldu.

Artık bu yazının sonuna geldik sayılır. Şimdilik aklıma gelenler bu kadar ama zaman içerisinde başka şeyler de gelirse aklımın bir köşesine onu da eklerim diye hayal kuruyorum da… Sunulmuş bir yazıya ekleme yapmak çok çekici gelmiyor bana. Neyse efendim bu mimleme zincirini ben de

Peren Aycan İsmail Fatih Daktilograf Yunus Emre Sabah Kemal ile devam ettirmeyi uygun gördüm. Kendileri mime dönüş yaparlarsa çok mutlu olurum; Ayrıca bu mimden herkes faydalanabilir. Yani bu yazıyı okuyorsanız mimlenmişsiniz demektir. Bu da böyle biline 🙂