Müzik Röportaj

Bağlamanın Pîri ile sıcak bir sohbet!

Yazar: Çağrı

Zülfü Livaneli’nden tutun da  Ahmet Kaya’ya, Tarkan’a, Sezen Aksu’ya, İbrahim Tatlıses’e, Kayahan’a, Bülent Ersoy’a, Orhan Gencebay’a, Fatih Erkoç’a, Sertab Erener’e, Haluk Levent’e, Leman Sam’a, Selda Bağcan’a kadar bir çok sanatçıya bağlamasıyla eşlik eden,  bu da yetmezmiş gibi bir çok reklamın (Türkcell, Vodafone vs…)müziklerine imza atan, bunlardan başka da Recep İvedik serisi, AROG, Kahpe Bizans, Gönül Yarası, Kel Oğlan Kara Prens’e Karşı gibi filmlerin müziklerini yapmaya zaman bulan, çok aktif bir sosyal yaşam süren ama evlenmeye hatta dünyalar tatlısı bir eşe(Derya Abla) yoldaşlık, yine dünyalar tatlısı iki çocuğa(Ata ve  Derin) babalık etmeye de zaman ayırabilen ender insanlardan bir tanesi ile yaklaşık yarım saat sohbet ettim. Ha bu arada unutmadan dünyanın en iyi bağlama yapımcısı Ragıp Akdeniz’in oğlu olan mükemmel ağabeyimizin adı: Çetin Akdeniz.

   Bu ağabeyimiz bir de utanmamış bu sırada iki tane enstrümantal albüm de çıkarmış. Enstrumantal Folk Müzik ve Anadolu’dan Ezgiler isimli iki de bireysel albümü varmış. Neyse ki bende bir tane imzalı olanından edindim. Haydi geçelim röportajımıza…

 

 

İlkay Polat’ın katkılarıyla hazırlanmıştır

Öncelikle Karasu’ya hoşgeldiniz. Röportaj talebimi nazik bir şekilde kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

Rica ederim.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Tabi. Ben 15.09.1967 doğumluyum. İstanbul’da dünyaya geldim. Biz tabi köken olarak, Ordu-Perşembe’liyiz. Efsane bağlama yapımcısı Ragıp Akdeniz’in de 5 çocuğundan en küçük olanıyım. Babam 1964’te Ordu-Perşembe’den İstanbul’a göç etmiş. 2 ağabeyim, 2 ablam var. Babam ve annem 4 çocuklarıyla İstanbul’a ayak basıyorlar. 1967’de de ben dünyaya geliyorum.

Biraz da çocukluk ve gençlik döneminizden bahsedebilir miyiz? Bağlama ne zaman ve nasıl girdi hayatınıza?

Çocukluk dönemlerim babamın Kasımpaşa’daki atölyesinde geçti. Ünlü üstatlar gelir giderlerdi.Ben küçücük çocuktum ve onların bacaklarının arasında dolaşırdım. O üstatları gördükçe gördükçe bağlamaya karşı bir heves oldu içimde. Benim ilk enstrümanım süpürgedir. Süpürgeyi elime alıp ağzımla o üstatların çaldıklarını ağzımla taklit ederek başladım. Babam da onu farketti ve ilk olarak vücuduma (boyuma) göre bir cura yaptı bana. Benim gerçek anlamda ilk enstrümanım da oydu. Ve bir kere duymam yeterliydi bir eseri. Duyduktan sonra hemen bir odaya geçip bir yere çekilip kendi kendime çıkarabiliyordum. Tabi çocukluk dönemlerimiz mahalle arasında top oynayarak, koşturarak geçti. O zamanlar Xbox, Play Station, bilgisayar gibi şeyler yoktu. İyi ki de yokmuş. Ben kendimi o konuda şanslı hissediyorum. Bugünkü çocuklar evde bilgisayarları başına kapanıyorlar. Bunlar benim açımdan üzücü şeyler. Bazı şeyleri yaşaması gerekiyor çocukların. O enerjiyi vücutlarından atmaları gerekiyor. Benim böyle geçti işte çocukluğum; patinaja binerek, top oynayarak,  çocuk oyunları oynayarak… Ve açıkçası 12 yaşıma kadar bağlama üzerine çok fazla eğilmedim. 12 yaşımdayken yine babamın ve ağabeylerimin etkisiyle İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı -1976 yılında kurulmuştu ilk olarak-sınavlarına girdim, yıl 1978’di. O zamanlar ilkokul 5 seneydi. İlkokulu bitirdikten sonra orada ortaokul, lise, üniversite ve yüksek lisans eğitimimi tamamladım sırasıyla.

Bu aşamadan sonra tabi eğiliminiz arttı?

1985 senesinde-daha 18 yaşındaydım o zaman- bir yandan konservatuarda öğrenciliğime devam ederken bir yandan da müzik piyasasında albüm kayıtlarına girmeye başladım. Ağabeylerimiz, büyüklerimiz tarafından yeteneğimiz farkedildi ve 18 yaşında genç bir çocuk olarak albümlere girip bağlama çalmam çoğu kişi tarafından takdirle karşılandı. “O kolay bir şey değil” dediler. Yani o stüdyoya gireceksiniz, belki hayalini bile kuramayacağınız sanatçılarla bir araya geleceksiniz ve onun albümüne enstrüman çalacaksınız; o kulaklığı kulağınıza takacaksınız, mikrofonun karşısına geçeceksiniz. Hiç tanımadığınız bir müzik yönetmeniyle ünlü aranjörler sizin karşınıza gelecekler, sizin hiç bilmediğiniz bir eserin notasını önünüze koyacaklar ve siz o notaları hemen deşifre edip çalacaksınız… Bu çok kolay bir şey değil tabi ki ama demek ki yeteneğimiz de varmış.

Çok çalışır mıydınız bağlama ile?

Bir de ben bağlamama çok çalışırdım. Doğuştan gelen Allah vergisi yeteneğin yanısıra günde 7-8 saat de bağlama çalışırdım ben. Yani bu bir çok şeyden de fedakarlık anlamına gelmekteydi. Gençsiniz neticede bir şeyler yapmak istersiniz. Bugünkü gençlere siz onu anlatın bakalım, 7-8 saat enstrüman çalışacaksınız diye… Kavga ederler sizinle J O bilgisayarın başından kaldırıp da enstrüman çaldırmaya kalkın bakalım ne oluyor… İşin gırgırı, esprisi bir tarafa ciddi fedakarlıklar göstererek bugünlere kadar geldik.

Kaç albüme eşlik ettiniz peki?

Eşlik ettiğim albüm sayısını ben hatırlamıyorum. Hayranlarımdan takip edenler var. “Hocam, 5 Binden fazla” diyorlar. Öyle bir iddiada bulunuyorlar, sağolsunlar. Doğrudur da bilemiyorum ama bazen bana soruyorlar kimlere eşlik ettiniz diye. Şimdi onu saymak mümkün değil. Ben de diyorum ki “Kimlere eşlik etmediniz?”diye sorun bana, ben daha kolay sayarım.

Peki kime eşlik etmediniz?

Birgün bir televizyon programında bana bu soru soruldu: “Peki, söyleyin bakalım kime eşlik etmediniz?” Benim de cevabım şu oldu: Michael Jackson! Bir tek ona eşlik etmedim ama belki tanışsak ona da çalardım J (Burada kahkahayı patlatıyoruz) Müziklerine bağlama yakışır mıydı yakışmaz mıydı bilemiyoruz ama isterdim.

   Bizim kuşağımızdaki gençlerin müzik piyasasına girmesinde bağlamanın ciddi anlamda bir kabuk değiştirdiğini iddia ediyorum. Bağlama çok farklı tekniklerle çalınmaya başlandı. Bizim çok çok değerli hocalarımızın da bizlere bu konuda önemli ışıkları oldu. Orhan Gencebay, Arif Sağ… Arif Hoca bizim hep idolümüz olmuştur mesela. Arif Hoca da bağlamayı farklı çalanlardandır. Gerçekten bir virtüözdür. Gerçekten bir ustadır. Ayrı bir tarzı vardır onun da. Nida Tüfekçi zaten okulda hocamdı. Talip Özkan, Ege Zeybekleri konusunda benim feyz aldığım, nasiplendiğim hocalarımdandır. Tabi benim bir de şöyle bir avantajım oldu: Ben Türk Halk Müziği yöre tavırlarını tam 4-4 lük olarak hocalarımdan –başta Nida Tüfekçi olmak üzere- öğrendim ama bir çok kişi müzik piyasasını önemsemez ya da aşağılarlar. Hayır, müzik piyasası da kendine göre bir okuldur aslında. Müzik piyasasında da o yaşadığınız tecrübeler, orada edindiğiniz bilgi birikimleri de aslında size farklı bir tecrübe kazandırmaktadır. Hani alaylı denir ya ben hem okullu olmanın hem de alaylı olmanın sentezini yaptım. İkisinin avantajını kullandım ve bir Çetin Akdeniz Tarzı çıkardım ortaya. Yani Çetin  Akdeniz tarzı ne demektir açıklayayım kısaca. Albümlerde insanlar dinledikleri zaman o pasajlarda ben mutlaka bir yere bir imza koyarım, kendimi anlatan ve kendi çalmamı ifade eden. Direkt olarak o bir kimliktir aslında, çalma kimliği… Ve insanlar hemen tanırlar sizi. Dinlerler, dinlerler, dinlerler bir hareket yaparsınız “Aa Çetin Akdeniz’miş bu” derler. Sağlam kulaklar bunu hemen anlarlar. İşte bu bir tarzdır. O zaman siz gerçekten o kişi olmuşsunuzdur.

Şimdiki gençlere neler tavsiye ediyorsunuz sanat konusunda?

Şimdiki gençlere de tavsiyem hep şu oluyor: Arkadaşlar, elbette birini örnek alın ama taklit etmeyin. Taklit etmek taklit edileni yüceltir çünkü. Siz kendiniz olun, kendiniz bir şeyler çıkarmaya bakın. Önemli olan da budur aslında.

Peki nasıl gidiyor sizin müzik çalışmalarınız?

Müzik çalışmalarım da şu anda yoğun bir şekilde devam ediyor. Öğrencilerim var yetiştirdiğim, ders verdiğim. Zehir gibi talebeler geliyorlar. Bağlama çalınmaya ama çok çok daha güzel çalınmaya devam edecek. Zaten boynuzun kulağı geçmesi gerekiyor.

Nerede veriliyor bu eğitimler?

Genellikle ben birebir özel ders tercih ediyorum, öğrenciye daha faydalı olabilmek açısından.

Nasıl ulaşabilirler peki size?

Benim internette, facebook’ta sayfalarım vardır. Hiç tanımadığım kişiler bana oralardan ulaşıyorlar. Onların dışında Çetin Akdeniz isimli hayran sayfalarım var. “Efsane Çetin Akdeniz” sayfası oluşturuldu.  Bu şekilde ulaşabiliyorlar. Yani ulaşmamaları imkansız. Diyoruz ya çocuklara zararı oluyor diye, aslında faydalı tarafları da çok fazla. Dünyanın bir ucundaki insan size ulaşabiliyor. Dediğim gibi ayarında kullanabilirsek aslında dengelemiş oluruz.

Başka bir yerde eğitim veriyor musunuz? Şartlarınız neler?

Bir de çalıştırdığım koro var İstanbul’da. Mavi Nota Halk Türküleri ismindeki koromuzun şefliğini yapmaktayım. Bu koro amatör insanlardan oluşuyor. Bu arkadaşlar konservatuar bitirmiş, nota bilgisi olan, profesyonel müzisyenlerden oluşmuyorlar. Kimisi doktor, kimisi mühendis, kimisi avukat, kimisi elektrikçi… Hepsi farklı meslek gruplarından ama kulakları müziğe aşina. Hatta bir çoğunun da koro geçmişi var. Amatör bir topluluk ama arkadaşlarımız çok sağlamlar. Tabi benim de harmanlamamla 2,5 sene içerisinde ciddi bir atılım yaptık. Konserlerimiz oluyor. Ulaşmak isteyenler Mavi Nota Facebook Sayfası’ndan ulaşabilirler. Onun dışında İstanbul’da Küçükçekmece Belediyesi’nin korosunu çalıştırıyorum. O da amatör insanlardan kurulmuş  bir koro. Yani birikimlerimi elimden geldiğince insanlarla paylaşmaya çalışıyorum ama dediğim gibi bağlama dersinde mümkün olduğunda özel dersi tercih ediyorum çünkü toplu derslerde öğrencilerin hepsi aynı seviyede olmayınca problem çıkabiliyor. Ben ille de toplu ders vereceksem gelecek olan öğrencilerin hepsinin aynı seviyede olması şartını arıyorum. Öğrencinin biri çok yüksek algılama kaabiliyetine sahipken bir diğeri algılayamıyor. Bu sefer de algılayan kişinin önünü kesmiş oluyor diğer kişi. Ee diğer kişiyi de bir tarafa itemezsiniz. Dediğim gibi toplu dersi çok tercih etmiyorum. Benden ders almak isteyen öğrencinin kapasitesini ölçüyorum önce. İlk olarak dinlerim; Gerçekten Çetin Akdeniz’den ders alabilecek kapasiteye sahip mi değil mi diye. Bunu yaptıktan sonra onların içerisinde de seviye grupları olacağından parmak seviyesini ölçüyorum. Kendime göre metodlarım var. Hiç kimsenin herhangi bir metodunu uygulamıyorum. Çetin Akdeniz metoduyla yoluma devam ediyorum.

Sizi konser sırasında izledim. Hem sima olarak hem de araya hikayeler sokuşturmanız açısından Sunay Akın’la benzerlik gösteriyorsunuz. Bunu daha önce söyleyen olmuş muydu?

(Gülüyor) Teşekkür ederim. İlk defa böyle bir benzetme duyuyorum ama hoşuma gitti.

Peki hikayeler konusunda tepkiler ne oluyor?

Şunu diyorlardı bana: “Hocam seyirciyle öyle bir bütünleşiyorsunuz ki sahneye çıkıp, enstrüman çalıp gidenlerden değilsiniz.” Mesela ben bir de doğaçlama yaparım. O anda çaldığınız eserle alakalı aklınıza bir şey gelir. O anda onu paylaşmayı isterim seyirciyle. Yeri gelir fıkra da anlatırım ama bunlar böyle damdan düşer gibi olmaz. Bazen de seyircilere “Umarım sıkılmamışsınızdır, umarım abartmamışımdır” diyorum. Bazen biz sanatçılar, karşımızdan olumlu elektrik aldığımız zaman biraz şımarmayı severiz ama bu şımarmak, abartmak anlamında değil. Tatlı bir şımarmaktır o. Zaten seyirci ve sanatçı bütünleştiğinde o konser daha renkli bir hal alıyor.

Zamanınız da kısıtlı, ben kısa kısa sorayım geçeyim.

Babanız Ragıp Akdeniz’den ve ailenizden biraz bahsedebilir miyiz?

Ben kendimle alakalı konuştuğum zaman mümkün olduğunca mütevazı davranmaya çalışırım ama çok şeyler başardığıma da inanıyorum. Bu söylediklerim megalomani şeklinde algılanmasın çünkü ben hocalarımızdan bayrağı doğru şekilde alıp taşıdığıma inanıyorum. Ben her zaman Türk Halk Müziğinin yöresel tavırlarını çok önemsedim. Bağlamayı alıp, alakasız armoniler dökülüyor. Şimdi hocanız size yöre tavırlarıyla ilgili bir şey sorduğunda ve siz ona cevap veremediğinizde bağlama çalabiliyorum dememeniz lazım.

Babam konusunda ise her zaman iddialı konuşurum. Benim babam gelmiş geçmiş en iyi bağlama yapım ustasıdır. Bağlamaya çağ atlatmış kişidir çünkü bağlamanın tınısı ve yapımı babamın geliştirmesiyle,  eklemeleriyle gelişmiştirdir. Ayrıca görsel olarak da ayrı bir güzellik kazanmıştır. Ve babam bir çok öğrenci yetiştirip piyasaya salmıştır. Ve çok kişi de babam sayesinde bağlama yapımından ekmek yemektedir. Bunu da bir çoğu söyler zaten.

Peki bağlama çalar mı?

Babam aynı zamanda enstrümanisttir. Bir çok enstrüman çalar. Bağlama, kemençe, klarnet, saksafon… Askerde klarnet olmadığı için mecburen saksafon çalmış, bandodaymış o zaman. Ayrıca kabak kemane, ud… Neredeyse çalmadığı enstrüman yok gibi. Ama tabi İstanbul’a geldiğinde bağlamak çalmak, bağlama sanatçısı olmak ümidiyle gelmiş. O zamanlar –askerden yeni geldiği dönemler-bana dedi ki, “Oğlum, Orhan’ı dinledim-Gencebay- Arif’i de dinledim.-Sağ-Sonra vazgeçtim çalmaktan!” Sonrasında da bağlama yapımcılığına soyundu. İyi ki de öyle yapmış babam çünkü babam ağaçtan insan bile yapar. Sadece ona can veremez. O kadar ustadır ağaç sanatları konusunda. Yapmadığı hiç bir şey kalmamıştır. Hatta memleketin en iyi balıkçı teknesi yapan ustasıymış Ordu – Perşembe’de. Ee tabi İstanbul’a gelince bağlama ustası Ragıp Usta olarak ün salıyor.

Evdeki herkesin ağabeylerim, ablalarım; hepsinin müzik kulağı vardır. İyi çalanla kötü çalanı çabucak ayırırlar ama sadece ben içlerinde enstrümanist olarak yoğunlaştım. Diğer iki ağabeyim baba mesleğini sürdürüyorlar şu anda. İyi ki de sürdürüyorlar. O mesleğin sürmesi lazım. Babam da artık dinleniyor. 78 yaşında, 80’e merdiven dayadı ama hâlâ da dinç maşallah. Ablalarım ise evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Yeğenlerimin de hepsinin kulakları müziğe yatkındır. Benim oğlum da yeteneklidir ama oğlum bağlamayı sevmedi, gitar çalıyor. Kızım daha 3 yaşında ama geleceği çok fena görünüyor. Fena bir ritim kulağı var onun da. Ben balerin olmasını çok isterim mesela kızımın. Öyle bir hayalim var. Bakalım kısmet diyelim. Annemin de müzik kulağı vardır, iyi bir dinleyicidir ama açık konuşalım biz müzik yeteneğini baba tarafından alıyoruz. Annem de iyi müziği kötüsünden ayırır yani.

Bir anım daha var: Küçükken annem tarafından kovalanmışım mesela ben. Hani dedim ya süpürgeyle başladım diye; Ben çalarken süpürgenin koçanları yere saçılıyormuş. (Kahkahayı patlatıyoruz burada) Annem de “Daha pazardan yeni almıştım onu, gel bakayım buraya” diye beni kovalarmış. Sonra anneciğim bana diyor ki, “Ah evladım ben senin böyle olacağını bilseydim seni hiç kovalar mıydım”(Kahkahalar iyice yükseliyor)

Küçükken ne olmak istiyordunuz?

Biraz spor merakım vardı. Futbolcu da olmak istedim, basketbolcu da olmak iştedim. Voleybola çok fazla merak salmadım ama voleybolcu olmamı çok isteyenler olmuştu çünkü yaşımın üstünde bir fiziğim vardı çocukluğumda. Futbol deneyimim şöyle oldu: Davutpaşa Klübü vardı eskiden. O zaman ikinci ligdeydi Davutpaşa. Ben de onun altyapısında futbola başladım. 14-16 yaş grubundaydım. Yaşım da 15,5-16’ya doğru gidiyordu. Takım arkadaşlarım içerisinde ciddi bir fizik farkım vardı benim. Yani bir çoğundan bayağı uzundum ve yapılıydım da. Boyum 1.80’in üzerindeydi. Kilom da 85-90 civarındaydı. Hocam hep şunu diyordu: “Çetin, senden mükemmel bir defans oyuncusu yaratacağım ama tekniğin zayıf, biraz çalışman gerekiyor” İyi de koşardım ama hep yedek kalıyordum. “Ya hocam, ben ne zaman oynayacağım?”  “Bekle” diyor. Bir daha soruyorum hep aynı cevap: “Bekle”En sonunda çıldırdım. “Ya niye oynatmıyorsun beni!” dedim. “Oğlum rakibi sakatlarsın” dedi bana. (Kahkahalaaarrr) Hepsinden iriyim ya… “Ben gidiyorum” dedim. Bir taraftan konservatuar öğrencisiyim tabi.

Bir gün de basketbol takımından beni istediler fiziğimden dolayı. “Seni pivot olarak yetiştireceğiz” dedi. Bağlama hocam Nida Tüfekçi bunu duydu. Bana bir fırça attı ki anlatamam. Sert de bir ses tonu vardı. “Heyt” dedi. “Duymayayım hayta! Basketbol topu o parmaklarını bir kırarsa ne olacak!” dedi. Basketbol hayatımın da başlamasıyla bitmesi bir oldu. Bir gün de bir voleybol takımından teklif geldi. Nida Hoca direkt olarak ona da karşı çıktı.

Biraz yüzmeye merakım vardı. Üzerine eğilseydim iyi bir yüzücü olur muydum bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim özet olarak: Benim yapabileceğim en iyi meslek yine bağlama çalmak. Yani ben bu dünyaya bağlama çalmak için gelmişim.

Peki bu mesleği yapmıyor olsaydınız ne yapardınız?

Herhalde yüzmeye ağırlık verirdim.

Müzik dışında neler yapıyorsunuz?

Boş zamanlarımda aileme zaman ayırmak çok hoşuma gidiyor. Evlenmeden önce de ev hayatını severdim. Düzenli bir hayatım vardı hep. Mesela müzik piyasasında bir çok arkadaşımız gece hayatını severler. Ben ise tam tersine hep prensipli oldum. Bizde stüdyo kayıtları ortalama saat 11 gibi başlar çünkü ancak kendinize geliyorsunuz ve akşam 19.00-20.00 olduğu zaman ben ne olursa olsun, isterse iki eser kalsın, üç eser kalsın, “Yarın çalarız” derdim ve eve giderdim. O saatten sonra insanın verimi düşer çünkü. Benim prensibim oydu. Belli bir saatte giderim, akşam yemeğimi yerim. Ondan sonra izleyeceksem biraz televizyon izlerim. Bekarken de böyleydim, evlendikten sonra da pek bir şey değişmedi benim için. Yani ben düzenli hayatı seviyorum.

Kendinizde en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz huyunuz?

En sevmediğim huyum: Bir şeye karar verecekken hemen herşeyin en kötüsünü düşünürüm. Bu en kötüsünü düşündüğüm için de hep “acabalar” beni bazı şeylerden uzak tutmuştur. Ama içine girdiğim zamanda ondan çekinecek hiç birşeyin olmadığını anlıyorsunuz. O zaman da rahatlıyorsunuz.

En sevdiğim huyum ise; dışarıdan sert görünürüm ama aslında insanları severim ve diyalog kurarım. Çok çabuk samimi olur, çok çabuk kaynaşırım. Eğer karşımdaki kişiden güzel elektrik alırsam sonuna kadar dost kalırım o kişiyle ama bir olumsuz tarafını görürsem de hiç yaklaşmam.

Bağlama yapmayı biliyor musunuz siz de?

Önceleri denedim, üzerine düştüm ancak şöyle söyleyeyim bağlama yapımında maalesef kesici aletler vardır. Makineler kullanır ağabeylerim, ağacı kesmek için. Rende kullanırlar. Bu makineler tabi tehlikeli. Ben bir iki kere çember bağlama(diğer adıyla yaprak bağlama) yapmak için denemeler yaptım. Ağaçlar dilim dilim biçilirler, ütüyle bükülürler bir kalıp üzerine. Onu da inceltmek için rende kullanırlar. Ben o denemelerimde parmağımı rendeye kaptırdım. Ciddi anlamda yara oldu parmağım benim. Bu benim bağlama çalmamı engellediği için de babam hemen “Oğlum, senin bağlama çalma yönün daha önemli bizim için. Sen o yönünü geliştir, bir daha bu dükkana girmiyorsun” dedi. “Eğer geleceksen de bağlama çalmak için gel” dedi. Ondan dolayı benim bağlama yapma hayatım orada bitti. İkisi bir arada zor gidiyor.

Şelpe tekniğiyle bağlama çalmak isteyenlere ne önerirsiniz?

Şelpe tekniğini hiç uygulamadım. Yapamayacağımdan değil tabi. Şelpe tekniği de bir tarzdır. Bu teknikle tarz edinmiş çok değerli meslektaşlarım vardır. Mesela Erdal Erzincan, Erol Parlak. Şelpeye ağırlık verecek olan arkadaşlara bu değerli meslektaşlarımı dinlemelerini öneririm. Bunlardan feyz alsınlar. Ya da onların yetiştirdiği öğrencilerden eğitim alabilirler.

Erkan Oğur tarzı hakkında neler söylersiniz?

Erkan Oğur da yine parmakla çalıyor, ona benzer bir tarz ama ismine “Kopuz” dediği çok eski yapılı, yapısı biraz farklı bağlama tınısını çıkardı. Zaten Erkan Ağabey de öteden beri –her ne kadar gitar çalsa da aslında- içinde hep türkü sevdasını, Türk Halk Müziği sevdasını taşıdı. En sonunda yine kendi duygularına hitap eden enstrümana döndü. İsmail Hakkı Demircioğlu ağabeyimizle de güzel bir ikili oluşturdular. Konserlerine de devam ediyorlar.

Müzik dünyasında kimleri beğeniyorsunuz?

Çok geniş bir yelpaze olacak. Buna genel olarak cevap vereyim ben. Ben bir çok sanatçıyı –her tarzda- kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlerim ama zaten bu işe gerçekten gönül vermiş, bu işi gerçekten sanat olarak yapan ve gerçekten sanatçı olan kişileri kastediyorum. Zaten bu cevabımdan da kimleri kastettiğimi herkes çok iyi anlayacaktır. Şu şu şu diye isim vermek istemiyorum.

Son olarak sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

Herşeyden önce ben Çetin Akdeniz olarak bağlamamla ünlendim. Ve bizim yaşadığımız ülkede de sadece enstrümanlar ünlenmek çok kolay bir şey değildir. Yani sesini kullanmayan insanları çok fazla dinlemiyorlar. Enstrümantal müzik kültürü bizim ülkemizde daha yeni yeni oluşmaya başlıyor ama bu Batı’da böyle değildir. Orada resitallerde salonlar hınca hınç doludur ve insanlar çıt çıkarmadan dinlerler. Ve ben bunun benzerini de Alanya’da yaşadım. Dediğim gibi orada yabancı konuklar da vardı. Daha çok enstrümantal müzik yaptım orada mesela ve eşlik yoktu. Sadece bağlamam ve ben… Zaten resital de böyle olur. Mesela piyano resitalinde Fazıl Say çıkar tek başına, keman resitalinde Suna Kan ya da İdil Biret enstrümanlarını adeta konuştururlar. Ben de Çetin Akdeniz olarak bağlamamla resitaller veririm. Bir çok kişi de şöyle der: “Bağlamayla resital mi olur!” Neden olmasın? Bağlama da bir enstrümandır. Yeter ki o sanatçı, o enstrümanın kapasitesini gösterecek kalitede olsun. Ben enstrümantal müzik yapmaya devam edeceğim. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Beni izlemeye, enstrümanımı dinlemeye lütfen devam etsinler.

Kimlere eşlik etti:

Ahmet Koç – Yol Türküleri: Solo Grup Bağlama, Elektro Saz, Cura, Tar: Ahmet Koç
Grup Bağlama: Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş

Arşiv 1 – Ege Bölgesi: Grup Bağlama: İsmail Derker, Güray Hafiftaş, Çetin Akdeniz
Solo bağlama: İsmail Derker (A1 – B5) Çetin Akdeniz (A3)
Şelpe: Güray Hafiftaş (B-6)
Cura: İsmail Derker

Arşiv 2 – Orta Anadolu Bölgesi: Grup Bağlama: İsmail Derker, Güray Hafiftaş, Çetin Akdeniz
Solo bağlama: İsmail Derker (A1 – B1) Çetin Akdeniz (A3)
Şelpe: Güray Hafiftaş (B-6)
Cura: İsmail Derker
Kopuz: Erkan Oğur (A5)

Cafe Mosaic – Anatolian Sound: Bağlama-Cura: Çetin Akdeniz

Deniz Şamdereli – Divane: Bağlamalar: Çetin Akdeniz,Güray Hafiftaş
Şelpe Bağlama: Özlem Özdil

Efkan Şeşen – Merhaba: Bağlamalar: İsmet Aydoğdu
Buzuki: Çetin Akdeniz

Emrah – Dura Dura: Bağlamalar: Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş

Emrah – Narin Yarim: Bağlama, Buzuki, Cura: Çetin Akdeniz

Fatih Kısaparmak – Olur Mu Böyle Hasan: Bağlamalar: Ahmet Koç, Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş
Solo ve Elektro
Bağlama/Cura: Ahmet Koç

Ferda Anıl Yarkın – Sonuna Kadar: Bağlama: Çetin Akdeniz

Grup Laçin – Bekar Gezelim: Bağlama, Cura, Buzuki: Çetin Akdeniz

Grup Laçin – Sevdalım: Bağlama: Çetin Akdeniz
Bağlama (Solist) Hakan Alkar

Gülay – Bir Sevi Masalı: Bağlama: Çetin Akdeniz

Gülay – Damlalar III : Bağlamalar: Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş

Güler Duman – Öl Deseydin Ölmez Miydim: Bağlama-Cura: Çetin Akdeniz
Bağlama: Musa Eroğlu (Başımda Bir Sevda Döner)

Güllü – Yalan Sevgiler: Buzuki: Çetin Akdeniz

Haluk Levent – Bir Gece Vakti: Bağlama: Çetin Akdeniz

Haluk Levent  – Mektup: Bağlama: Çetin Akdeniz, Özkan Alıcı

Kerim Tekin – Haykırsam Dünyaya: Bağlama Çetin Akdeniz

Kibariye Fırtınası: Cura-Buzuki: Çetin Akdeniz

Kubat – Yare Doğru: Bağlama: Grup Bağlamalar: İsmail Derker
Güray Hafiftaş
Çetin Akdeniz
Elektro Bağlama: İsmail Derker

Latife – Latife: Bağlamalar: Çetin Akdeniz, Musa Eroğlu (A.6)
Şelpe: Ünsal Doğan
Kopuz-Perdesiz Gitar: Erkan Oğur

Musa Eroğlu – Sele Verdim: Bağlamalar: Musa Eroğlu,
Çetin Akdeniz (A6/B6)
Şelpe Bağlama: Kenan Çallı

Özlem Özdil – Uzakların Türküsü: Bağlama-Cura: Çetin Akdeniz

Özlem Özdil – Yürü Be Haydar: Bağlama, Cura: Çetin Akdeniz

Reha – Reha: Çetin Akdeniz: Bağlama, Buzuki

Sevim Erkılıç – Oğul-Küstüm Feleğe: Bas Bağlama: Mustafa Öztürk
Grup Bağlamalar: İsmail Derker,Çetin Akdeniz, Necati İpek, Fatih Doğaner, Hasan Gümüş,
Solo Bağlamalar: Erdal Erzincan B1 B4, Kenan Çallı b5,
Şelpe Cura: Kenan Çallı

Sevingül Bahadır – Cana Yakın: Bağlama: Çetin Akdeniz

Songül Karlı – Omuz Omuza: Bağlamalar: İsmail Derker, Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş
Şelpe: Erensoy Akkaya

Tarkan – Bir Oluruz Yolunda: Bağlama: Çetin Akdeniz

Tarkan – Bounce: Bağlama: Çetin Akdeniz

Tarkan – Come Closer: Bağlama: İsmail Tunçbilek (SHHH)
Bağlama: Çetin Akdeniz (Bounce)

Tarkan – Karma: Bağlama: Çetin Akdeniz (Sen Başkasın – Taş)
Bağlama: Ahmet Koç (Yandım)

Umay Umay: Bağlama: Çetin Akdeniz

Ümit Yaşar – Nazar Değmesin: Bağlamalar: Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş, İsmail Derker, Ali Osman Erbaşı, Özkan Alıcı

Ümmüşen – Nenni: Çetin Akdeniz: Bağlama
Derya Köroğlu: Vokal,Bağlama, Gitar
Erdal Erzincan: Bağlama
Erol Parlak: Bağlama
Zafer Gündoğdu: Bağlama, Bas Bağlama

Yaşar – Esirinim: Bağlama: Çetin Akdeniz

Zeynel Aba – Yarın Başka Olacak: Bağlama Grubu: Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş
Bağlama (Uzun Hava) : Yusuf Sorgun
Cura: Çetin Akdeniz

Yazar hakkında

Çağrı

Ekim 87'den bu yana nefes alıp veren bir beşer. Çokça şaşar.

Yorum bırak

2 yorum

WordPress theme demo plugin by SpotOn Search Engine Optimization.