Sağlıksız beslenme ve fast food alışkanlıkları sebebiyle dünyada obeziteye doğru gidiş hepimizin malumu. Dünya Sağlık Örgütü verilerini derleyen PRNet’e göre 2018 yılı araştırması gösteriyor ki Türkiye Avrupa’da en şişman ülke. Dünyada da 27. sıradayız. Peki çok değil birkaç 10 yıl öncesine kadar bu sıralamada neredeyse adımız bile okunmazken, tığ gibi delikanlılar ve incecik kızlar (tamam o kadar da olmayabilir 🙂 ) ortalıkta cirit atarken nasıl oldu da bu hale geldik? Bu gerçekten sorgulanması gereken bir sonuç.

Türkiye’de her 3 kişiden 1’i OBEZ!

Düşünsenize nüfusumuzun 3’te 1’i yani % 32’lik bir kısmı obez. Bir başka deyişle her 3 kişiden biri obez. En yakın rakibimiz Malta’nın ise % 28.9’u obez. Ardından ise % 27.8 ile İngiltere geliyor. İlk 10’a yerleşen diğer ülkeler ise sırasıyla Macaristan, Litvanya, İsrail, Çek Cumhuriyeti, Andora, İrlanda, Bulgaristan. Şimdi en zayıf ülkenin kim olduğunu merak ediyor olmalısınız. İlginçtir; çalışmaya dahil edilen 51 ülke arasında obezite oranı en düşük olan ülke % 14.2’lik bir oran yakalayan Tacikistan. Diğer Türki cumhuriyetler de pek farklı değil. En zayıf ikinci ülke Özbekistan’ken onu en zayıf dördüncü ülke olarak Kırgızistan takip ediyor. Öte yandan bu 51 ülkenin obezite ortalaması % 23.33 yani bir başka deyişle neredeyse her 4 kişiden 1’i obez.

Obezite nasıl yenilebilir?

Nasıl yenilebilir dediysem obeziteyi de yemeyi düşünmeyin; yenmekten bahsediyorum 🙂 Şahsım adına konuşmam gerekirse; ben de göbekli möbekli, yanlardan yağları fışkıran, totosu kocaman olan bir adamdım geçen Eylül’e kadar. Dolayısıyla bu son kısımda kendi açımdan, deneyimlerimden yararlanarak size önerilerde bulunacağım. Ben eşimin ısrarı ile önce çaya şeker atmayı bıraktım. Önceleri sadece kahvaltıda ilk bardağa atıyordum sonrasında şekersizdi ama ilk bardağa da atmayı bıraktım. Ardından eşimle Karatay Beslenmesi’ni denemeye karar verdik ve bingo: Hem kilo verdik hem kaygılarımızdan kurtulduk. Ben 1 senede yavaş yavaş 80 kilodan 67.5 kiloya kadar düştüm. Yanlarımdaki yağlar eridi, göbeğim minicik kaldı. Peki özetle neler yaptık?

Ben nasıl kilo verdim?

  • Ekmek, pasta, çörek, börek gibi hamurlu ve un içeren gıdaları hayatımızdan çıkardık. Nadiren kendimizi ödüllendirmek istediğimizde yedik ama abartıya kaçmadık. Arkadaş ortamlarında “Ay ben börek yemiyorum canım” diyerek okları üstümüze çekmedik. Kırmamak için 1 dilim de olsa yedik fakat bunun zararlı olduğunu biliyorduk ve ona göre hareket ettik. Karatay’a göre ülkemizdeki hiçbir ekmek ya da un masum değil. Yok siyez buğdayı, yok durum buğdayı, yok mısır ekmeği, arpa ekmeği, çavdar ekmeği, tam tahıllı ekmek falan bunların hiçbirini yemeyin diyor. Biz de önerisine mümkün mertebe uyduk. “Baba ekmeksiz olur mu? Ben ekmeksiz doymuyorum” diyen arkadaşlarım var. Ben de öyle düşünüyordum ama yemeği fazla yiyince gayet de doyuluyor. Ayrıca sofradan tıka basa doymadan kalkmak da rahat bir sindirime yardımcı oluyor. Peki pasta, börek gibi şeylerden vaz mı geçtik? Yo, bazı unları kullanabiliyoruz abartmamak kaydıyla. Mesela fasulye unu, nohut unu, keçiboynuzu unu gibi… Bunlarla arada çok çok az şekerle ya da keçiboynuzu özü ya da bal ile pastalar, kekler yapılabiliyor.
  • Şeker içeren tüm gıdaları hayatımızdan çıkardık. Hani komedi unsuru haline getirilen “Şeker, zehirdir” lafı var ya; gerçekten doğru. Şekerli gıdaları hayatımızdan çıkardığımızdan beri hem psikolojimiz daha düzgün hem de daha sağlıklı hissediyoruz. Özellikle depresyon, anksiyete, panik atak gibi rahatsızlıkları olanların sadece şekeri hayatlarından çıkararak bile çok ciddi olumlu sonuçlar alabileceklerine dair araştırmalar var. Ayrıca durduk yere, yemek yedikten 1 saat sonra şekeriniz düşmüyor, gözünüz kararmıyor. Ha ben çok mu masumum? Hayır arada kaçamak yapıp bir parça pasta ile kendimi ödüllendiriyorum ya da baklava… Hiç yapmasam daha iyi ama arada ödül mahiyetinde iyi oluyor.
  • Paket gıdaları hayatımızdan çıkardık. Ben geçtiğimiz Eylül’e kadar sürekli abur cubur yiyen, bilgisayar başında, televizyon karşısında paket gıda tüketen biriydim. Şimdi ise içinde ne olduğunu bilmediğimiz o sevimsiz şeyleri yemiyorum/içmiyorum. (Tamam tamam sevimsiz değiller, bazılarının paketleri çok sevimli ve tatları da güzel ama arada bir yiyorum/içiyorum.) Bir kere neredeyse hepsinin içeriğinde palm yağı ve glikoz ya da fruktoz şurubu var. Kendilerinin zararları ile ilgili detaylı bilgiye basit bir Google araması ile ulaşabilirsiniz.
  • Ayçiçek ya da mısır yağı gibi yağları hayatımızdan çıkardık. Onlar yerine zeytin yağı ve tereyağı kullanıyoruz. Hem daha sağlıklı hem de daha lezzetli bence. Kahvaltıda ekmek yemiyorsak tereyağını nasıl yiyoruz peki? Yemeklerde, yumurtada kullanıyor ya da kaşıkla az az yiyoruz. En başta mide bulandırıcı gelebilir ama inanın öyle değil.
  • Her sabah mutlaka kahvaltı yapmaya özen gösteriyorum. Burada eşimin hakkını ödeyemeyeceğimi belirtmek isterim. Mutlaka her kahvaltıda şunları tüketiyoruz:
    • 2 kaynamış yumurta (aşırı kaynamış olmayacak)
    • Biraz beyaz peynir ve kaşar
    • Roka, domates, salatalık
    • Minimum 10 adet zeytin
    • Çok çok az bal
  • Ve tabi ki bunları desteklemek için de egzersiz yapıyoruz. En azından 10 Bin adım yürümeye özen gösteriyoruz. Benim işim sebebiyle zaman zaman 20 Bin adımı deviriyorum ve yine de aşırı yorulmuyorum.
  • Hepsinin üstüne de mutlaka en az 2 litre su içiyor olduğumu belirtmem gerek.

İşte böyle, benim sağlıklı beslenme serüvenim özetle bu şekilde. Herkes kendine göre farklı bir beslenme serüveni belirleyebilir ama ben bu şekilde başarıya ulaştığım için size de anlatmak istedim.

Şunun şurasında ne kadar daha yaşayacağız ki? Boşver sağlıklı beslenmeyi!” diyecek olanlara kulak asmayın. Yaşam sizin ve sadece 1 kere geliyorsunuz. Şahsen ben torunumun beni “Fit Dede” diye adlandırmasını isterim. Sizi bilemem. O zaman sosyal mesaj da verelim ve yazı son bulsun:

ÇMA sağlıklı günler diler!